بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Ahir Zaman Şeyhleri (Ahmed Yesevi)


Durmaz keramet satar
Ahir zaman şeyhleri
Her gün battıkça batar,
Ahir zaman şeyhleri

Farzı geriye atar,
Nafile oruç tutar,
Dini paraya satar,
Ahir zaman şeyhleri

Beline kuşak bağlar,
Sözleri yürek dağlar
Para toplarken ağlar,
Ahir zaman şeyhleri

Ağlaması göz boyar,
Her gün ayağı kayar,
Kendini adam sayar,
Ahir zaman şeyhleri

Başına sarık sarar,
Kendine mürit arar,
İlmi yok neye yarar,
Ahir zaman şeyhleri

Dünyaya kucak açar,
Zoru görünce kaçar,
Her yere küfür saçar,
Ahir zaman şeyhleri

Şeyhlik ulu bir iştir,
Hakka doğru gidiştir
Yaklaşılmaz ateştir,
Ahir zaman şeyhleri

Salih şeyhler nerdedir,
Kötüler her yerdedir,
Hak yoluna perdedir,
Ahir zaman şeyhleri

Ahmet Yesevi

Riyakarlar, Allah'ın Düşmanları ve Müslümanlar

Rahman ve rahim olan Allah'ın adıyla;

Hamd alemleri yaratıp, düzenleyen Allah'a olsun,
Allah'ın selamı ve rahmeti sevgili peygamberimiz Muhammet Mustafa'nın ve ümmetinin üzerine olsun,

Selâmün aleyküm sevgili kardeşim,
Giriş kısmını çok fazla uzatmadan konuya girmek istiyorum. Bu yazımda Müslümanların, İslam riyakarları ve Allah'ın düşmanlarının genel özelliklerinden bahsedeceğim. Umarım insanların ne olduğunu anlamanıza yardımcı olur.

Elhamdülillah tüm dünya'da İslam'ın şaha kalktığı ve git gide yaygınlaştığı bir dönemden geçiyoruz. Ülkemizde de İslam her geçen gün yaygınlaşıyor ve cahil halkın yerini İslam ile şuur kazanmış bir halk alıyor.

riyakar


Bu durum tüm dünya da olduğu gibi ülkemizde de iki radikal grubun ortaya çıkmasına sebep oluyor.

  1. İslam'ın yükselişini kullanarak menfaat elde etmek isteyenler,
  2. İslam'ın yükselişinden rahatsız olarak gizli ve ya açıkça Allah ile savaşanlar,
Bu iki grubunda Müslüman olmadığı kesindir. Ülke ve bölgemizde birinci grubun çoğunluğunu İŞİD, Gülen Cemaati, İran Şiası ve bunların türevleri oluşturur. İkinci gruptakiler ise ülkemizde genellikle Kemalizm ve Laik başlığı altında toplanmaktadır.

Riyakarların Genel Özellikleri;

Bu grubun insanları menfaatlerini ilah edinmiştir, kendileri durumun farkında olsa da hırslarına yenilirler.
  1. Para, kadın veya farklı menfaatleri için insanların dini duygularını istismar etmekten çekinmez,
  2. Farz olmayan ibadetleri özellikle toplum önünde yapmaya çalışır,
  3. Allah'ın ismini dilinden düşürmez, aklına ve gönlüne ise hiçbir zaman almaz,
  4. Menfaatleri uğruna Müslümanları birbirine düşürmekten kaçınmaz,
  5. Menfaatlerine dokunan babası olsa tanımaz,
  6. Din konusunda cahil kalmış halkı hedef noktasına koyarlar,
  7. Kendileri gibi olan hocaları referans alırlar,
  8. Rol yapma yetenekleri inanılmaz derecede iyidir,
  9. Hiç düşünmeden yalan söyler, çok konuşur ancak dersine iyi çalıştığı için boş konuşmaz,

Allah'ın Düşmanlarının Genel Özellikleri;

Bu grubun insanları çoğunlukla farkında olmadan kendisini ilah edinmiştir, ancak hiçbir zaman farkına varmamıştır ve varamayacaktır.
  1. Kuran'a kendi kafalarına göre meal verir, meali kendilerine göre yorumlarlar veya kelimelerin yerlerini değiştirir anlamını çarpıtırlar,
  2. Namaz, Oruç, Zekatın ne olduğunu bile tam olarak bilmezler ve genellikle halkın önünde namazı yanlış kılarak veya basit dini bilgilerde yanlışlar yaparak rezil olurlar,
  3. Her fırsatta İslam'a, Kuran'a veya peygamberin uygulamalarına dil uzatırlar,
  4. Dini en iyi bileni; Şeriat ve peygamberin sözlerinin düşmanıdır,
  5. Zina gibi büyük yasakların kelime anlamlarını çarptırarak pislikleri temizlemeye çalışırlar,
  6. Ara sıra Müslümanlara sataşır ve Müslümanların yaptığı işleri gereksiz veya saçma bulurlar,
  7. Kendilerini Müslüman sanarlar, zaten kendi yorumladıkları Kuran'a göre yaşamaktadırlar,
  8. Şeriat dediğin zaman ödleri patlar ve şeriatın Allah'ın kanunu olduğunu kabul etmezler,
  9. Bu gruptaki hocalara hadis-i şerif dediğin zaman elleri ayakları bir birine dolaşır, öfkeden kudurur.
  10. Bu gruptaki insanlarda kendileri gibi olan hocaların sözlerini kullanarak İslam ile savaşmaya çalışırlar,
  11. Ben buldum demeyi çok severler, onlara göre fikirlerinin hepsi tamamen kendilerine aittir,
  12. Okullarda ve ya ailelerinden duydukları yalan ve uydurmalar ile bir ömür tüketirler ve yanlış bildiklerini de hiçbir zaman kabul etmezler,
  13. Kendilerini medeni, zeki ve görgülü olarak tanımlasalar da aslında bu durumda kendilerini Müslüman sanmaları gibidir.
  14. Yalan söylerken, en fazla bir kez düşünür, ikinci kez düşünmeden yalanı söyler. Çok ve boş konuşur.

Müslümanların Genel Özellikleri;

  1. Kuran'a canları gibi bağlıdırlar, kelimelerin yerlerini değiştirip anlamları çarpıtmazlar,
  2. Genelde sıkılgan ve çekingendirler,
  3. Yalan ve fazla konuşmamaya özen gösterirler,
  4. Farz haricinde ki ibadetlerini toplum içinde yaptıkları neredeyse hiç görülmez,
  5. Akıllarından Allah'ı hiç çıkarmazlar, dillerinden de Allah'ı sıklıkla anarlar,
  6. Yaptıkları her işte Allah'ın hakkını gözetirler,
  7. Kendilerini halka beğendirmek gibi niyetleri yoktur, onları Allah beğense yeterlidir,
  8. Paraya, kadına ve diğer menfaatlere değer vermezler,
  9. Yaptıkları her işi Allah için yaparlar,
  10. İnsanları, hayvanları ve tabiatı olduğu gibi severler, değiştirmeye çalışmazlar,
  11. Her işte kendilerini Allah'a teslim ederler.

Allah'ın düşmanları ve riyakarların ortak özellikleri de vardır;

  1. Saf Müslümanları hedef noktasına koyarlar,
  2. Başka yerlerde Allah ismi ağızlarından çok zor çıksa da Müslümanların yanında her işlerine Allah'ı karıştırırlar,
  3. Özellikle ticaret ve dünyalık menfaatlerde Müslümanları aldatmaya çalışırlar,
  4. Haram, helal ayrımı yapmadan ellerine geçen her şeyi fırsata çevirmeye çalışırlar,
  5. Hemen her konuda her şeyi bildiklerini sanırlar, bilmedikleri konularda da atıp tutarlar,
  6. Bir haksızlığa uğradıklarını düşünürlerse; yargılamayı kendileri yapar ve mutlaka karşıyı haksız bulurlar,
  7. Kimin neyi hak ettiğini, neyi hak etmediğini kendilerinin bildiğini iddia ederler,
  8. Bencilliğin zirvesini yaşarlar ancak farkında değillerdir,
  9. Ukala, çok bilmişlerdir, onların aklına sığmayan bir şey asla doğru olamaz,
  10. Sıkıştıkları sırada sesini yükselterek haklı çıkmaya çalışırlar,
  11. Kendileri gibi düşünmeyenleri cahil, koyun demeyi çok severler,
  12. Kendilerini diğer insanlardan üstün görür ve kimsenin bilmediğini bildiğini sanırlar.
Siz hangi gruba girdiğinizi kendiniz seçin ama unutmayın ancak kendinizi kandırırsınız! :)
Diğer bir yazıda buluşmak üzere, Allah'a emanet olun.
Selâmün aleyküm

Müteşabih ayetlerin anlamları nelerdir?

Selamün aleyküm,
Hamd alemleri yaratan ve düzenleyen Allah'a, selam sevgili peygamberimiz Muhammed Mustafa'nın, ailesinin, ashabının ve tüm Müslümanların üzerine olsun.

Sevgili kardeşlerim, son günlerde özellikle Kuran'da geçen Elif, Lam, Mim gibi sadece harflerden oluşan ayetlerin anlamları hakkında bir çok kişinin lüzumlu lüzumsuz konuştuğuna şahit olmuşsunuzdur. Bu konuşmalara gündelik çevremde de şahit olunca artık bu hususta kısa bir yazı yazma ihtiyacını iyiden iyiye hissettim.

elif, lam, mim


Burada ki temel nokta şu ki özellikle son zamanlarda insanlar yorum yapmayı ve yaptıkları bu yorumları doğru kabul etme eğilimine girmiş durumda. Yaşamlarında yaptıkları yorumlar elbette bizi ilgilendirmiyor. Ancak kendi yaşamları için yaptıklarına benzer yorumları din ve Kuran adına da yapılması sadece beni değil, Müslümanların tümünü ilgilendiriyor.

Kuran'ı kendi akılları ile yorumlamaya çalışanların takıldıkları en büyük nokta müteşabih denilen anlamları gizlenmiş olan ayetlerdir. Bu ayetler bir çok surenin başında veya ortasında geçmekte ve Kuran'ı kendi kafasına göre yorumlayanları adeta avlamaktadır. Bu ayetler için tarih boyunca insanlar pek çok anlamlar çıkarmıştır. Günümüzde de çıkarmakta ve gelecekte de çıkaracaktır.

Özellikle bazı ilahiyatçılarımızın bu tuzağa sık sık düştüğüne şahit olmak ise son derece üzücüdür. Günümüz ilahiyatçıları bu ayetlere genellikle "Allah toplum içerisinde dikkat çekmek için böyle ayetler indirmiş, bunların bir manası yoktur!" diyerek bilerek veya bilmeyerek haşa "Allah saçmalamıştır!" demiş oluyorlar.

Kimi ise bu ayetlere Arap alfabesine sayısal değerler vererek (ebced) ile anlamlandırmaya çalışmaktadır. Bu da İslami olmadığı gibi, bu yöntem ile elde edilen sonuçlar genellikle hüsrandan başka bir şey değildir.

Bu ayetlerin anlamını anlamak için veya bunların amacını öğrenmek için sağlam hadislere de gerek yoktur. Zira Allah, yine Kuran içerisinde bu mesele hakkında bir ayet buyurmuş ve bu ayetleri açıklamıştır.

Al-i İmran Suresinin 7. ayetinde şöyle buyurulmaktadır;

هُوَ الَّذِيَ أَنزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ آيَاتٌ مُّحْكَمَاتٌ هُنَّ أُمُّ الْكِتَابِ وَأُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌ فَأَمَّا الَّذِينَ في قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَاء الْفِتْنَةِ وَابْتِغَاء تَأْوِيلِهِ وَمَا يَعْلَمُ تَأْوِيلَهُ إِلاَّ اللّهُ وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ يَقُولُونَ آمَنَّا بِهِ كُلٌّ مِّنْ عِندِ رَبِّنَا وَمَا يَذَّكَّرُ إِلاَّ أُوْلُواْ الألْبَابِ

Bu ayetin meali ise şu şekildedir;
O, sana Kitab’ı indirendir. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih âyetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.

Yazıma burada son verirken, hepinizi saygı ve sevgi ile selamlıyor, Allah'a emanet ediyorum.

Hanedan-ı Abraham

Adem peygamberden Nuh peygambere, Nuh peygamberden İbrahim peygamber ve hanedanının soy ağacının bilinmediği ve bu konu da eksiklik olduğunu görünce bunları toplamak istedim. Musa, İsa ve Muhammed peygambere uzanan uzun bir secere var.

Adem Havva ile birlikte oldu. Üç erkek evlatları oldu. İsimlerine Kayin, Evel ve Seth dedi.

Kayin Evel'i öldürdü ve Adem'den uzaklaşıp kaçtı. Kayin'den Enoh, Enoh'tan İrad, İrad'dan Mehuyael, Mehuyael'den Metuşael, Metuşael'den Lameh oldu.

Lameh Adah ile evlendi. Adah Lameh'e iki evlat verdi. İsimleri Yaval ve Yuval oldu. Lameh Tsillah ile evlendi ve Tsillah iki çocuk doğurdu. İsimleri Tuval-Kayin, Naamah oldu.

Seth'den Enoş, Enoş'tan Kenan, Kenan'dan Mahalalel, Mahalalel'den Yared, Yared'den Enoh, Enoh'tan Metuselah, Metuselah'tan Lameh, Lameh'ten Nuh oldu.

Nuh üç erkek evlat edindi. İsimlerini Sam, Ham ve Yafes koydu.

Nuh'un oğlu Ham'ın dört çocuğu oldu. İsimlerini Kuş, Misrayim, Put, Kenan koydu.

Kenan'dan Sidon oldu.

Kuş'un altı çocuğu oldu. İsimlerini Seva, Havila, Savta, Raama, Sevteka, Nimrod koydu.

Raama'dan Şeva ve Dedan oldu.

Ham, Afrika bölgesine yerleşmiş, Mısırlıların ve diğer afrika halklarının atası olmuştur.

Nuh'un oğlu Yafes'in 7 çocuğu oldu. İsimlerini Gomer, Magog, Meday, Yavan, Tuval, Meşek, Tiras koydu.

Gomer'in üç çocuğu oldu. İsimlerini Aşkenaz, Rifat, Togarma koydu.

Yavan'ın dört çocuğu oldu. İsimlerine Elişa, Tarşiş, Kitim, Dodanim dedi.

Yafes; Macarların, İranlıların, Yunanların, İtalyanların, İspanyolların, Ermenilerin ve Türklerin atası oldu.

Nuh'un oğlu Sam 5 evlat edindi. İsimlerini Elam, Asur, Arpakşat, Lud, Aram koydu.

Aram'ın dört çocuğu oldu. İsimlerini Uz, Hul, Geter, Meşeh koydu.

Arpakşat'dan Şelah oldu.

Şelah iki evlat edindi.İsimleri Ever ve Hacer oldu.

Ever iki evlat edindi. İsimlerini Peleg ve Yoktan koydu.

Yoktan'ın 13 çocuğu oldu. İsimlerini Almodat, Eval, Şelef, Avimael, Hasarmavet, Şeva, Yerah, Ofir, Hadoram, Havila, Uzal, Yovav, Dikla koydu.

Peleg'den Reu, Reu'dan Seruk, Seruk'tan Nahor, Nahor'dan Terah oldu.

Halk Terah'a Azer dedi.

Azer Amathlaah ile evlendi, üç çocuğu oldu. İsimlerini Nahor, Haran, Abraham koydu.

Allah, Abraham ismini beğenmedi ve onun ismini İbrahim koydu.

Haran 4 çocuk edindi. İsimlerine Milka, Yiska, Lut, Sara dedi.

Nahor Reuma ile evlendi. Reuma, Nahor'a dört evlat verdi. İsimlerine Teva, Tahaş, Gaham, Maaha dedi. Nahor Milka ile de evlendi. Milka, Nahor'a 8 çocuk doğurdu. İsimlerine Uz, Buz, Kemuel, Kesed, Hazo, Pildaş, Yidlaf, Betuel dedi.

Kemuel'den Aram oldu.

Betuel'den Rebeka ve Lavan oldu.

Nuh'un oğlu Sam Arapların ve Yahudilerin atası oldu.

İbrahim kardeşi Haran'ın kızı Sara'yı kendisine eş olarak aldı. Sara kısırdı ve İbrahim'de soyunu devam ettirecek bir erkek çocuk istiyordu. Sara çocuk doğurmaktan ümidini kesince hizmetçisi Hacer'i İbrahime hediye etti. İbrahim Hacer'den bir erkek evlat edindi adını İsmail koydu. İbrahim daha sonra Ketura ile birlikte oldu ve bir çok erkek evlat edindi. İsimlerini; Midyan, Zimran, Yişbak, Şua, Medan koydu. Sara'da İbrahim'e bir erkek evlat doğurdu ve adını İshak koydu. İshak doğunca, İbrahim diğer çocuklarını kendinden uzaklaştırdı. İsmail'i doğuya götürdü, diğer çocuklarını da batıya götürdü, İshak'ı da Kenan'da yanında tuttu.

İsmail evlilik çağına gelince annesi Hacer ona kendi memleketinden bir kadın aldı. İsmail'in 12 erkek çocuğu oldu. İsimlerine Nebeioth, Hadad, Adbeel, Jetur, Dumah, Tema, Kedar, Naphish, Mishma, Massa, Mibsam, Kademah dedi. İsmail'in birde kızı oldu adını Basemath koydu.

Yokşan evlendi ve iki çocuk edindi. İsimlerini Şeva ve Dedan koydu.

Midyan evlendi ve beş çocuk edindi. İsimlerini Efa, Efer, Hanok, Avida, Eldaa koydu.

İshak evlilik çağına gelince İbrahim, Betuel'in kızı Rebeka'yı İshak'a eş aldı. Rebeka İshak'a ikiz doğurdu. Büyüğe Esav, küçüğüne Yakub dedi.


İbrahim ölünce İshak haberci gönderdi ve ağabeyi İsmail ile birlikte babalarını Kenan ilinde gömdüler. İsmail kendi krallığına döndü, İshak ise İbrahim'in mülklerine hükümdar oldu.

Esav evlenme çağına gelince İshak ona, ağabeyi İsmail'in kızı Basemath'ı eş olarak aldı. Bir erkek evlat edindi, adına Eliphaz dedi.

Yakub'da dayısının kızı Rahel'e aşık oldu. Rahel ve ablası Lea ile evlendi. Lea Yakub'a 6 erkek evlat doğurdu. İsimlerine Reuben, Şimon, Levi, Yehuda, İssakar, Zebulun dedi. Birde kız doğurdu. Kızına Dina adını verdi.
Rahel hizmetçisi Bila'yı Yakub'a hediye etti. Bila Yakub'a iki erkek doğurdu. İsimlerine Dan ve Naftali dedi.
Lea hizmetçisi Zilpa'yı Yakub'a hediye etti. Zilpa Yakub'a iki erkek doğurdu. İsimlerine Gad ve Aşer dedi.
Yakub, Rahel'den de iki erkek evlat edindi. Büyüğe Yosef, küçüğe Benyamin dedi.

Allah Yakub'un ismini beğenmedi ve ona İsrail dedi.

İsrail'in oğlu Reuben evlendi ve dört evlat edindi. İsimlerine Enoh, Palu, Hetsron, Karmi dedi. Palu evlendi ve bir evlat edindi. Adına Eliav dedi. Eliav evlendi ve üç evlat edindi adlarına Nemuel, Datan, Aviram dedi. Karmi'de evlendi ve bir evlat edindi. Adına Ahar dedi.

İsrail'in oğlu Dan evlendi, bir evlat edindi, adına Huşim dedi.

İsrail'in oğlu Naftali evlendi, dört evlat edindi. İsimlerine Yahtseel, Guni, Yetser, Şilem dedi.

İsrail'in oğlu Şimon evlendi, altı evlat edindi. İsimlerine Yemuel, Yamin, Ohad, Yakin, Sohar, Şaul dedi.

İsrail'in oğlu İssakar evlendi, dört çocuk edindi. İsimlerine Tola, Puva, Yov, Şimron dedi. Tola evlendi, altı evlat edindi. İsimlerine Uzi, Refaya, Yeriel, Yahmay, Yivsam, Şemuel dedi. Uzi'den İzrahiya oldu. İzrahiya evlendi, dört çocuk edindi. İsimlerine Mihael, Ovadya, Yoel, Işiya dedi.

İsrail'in oğlu Zevulun evlendi, üç çocuk edindi. İsimlerine Sered, Elon, Yahleel dedi. Elon'dan Eliyav oldu.

İsrail'in oğlu Benyamin evlendi ve üç evlat edin. İsimlerine Bela, Beker, Yadiael dedi. Bela evlendi ve beş çocuk edindi. İsimlerine Etsbon, Uzzi, Uziyel, Yerimot, Iyri dedi. Beker evlendi ve 9 evlat edindi. İsimlerine Zemira, Yoaş, Eliezer, Elyoenay, Omri, Yeremot, Aviya, Anatot, Alemet dedi. Yadiael'den Bilhan oldu. Bilhan evlendi ve yedi evlat edindi. İsimlerine Yeuş, Benyamin, Ehud, Kenaana, Zetan, Tarşiş, Ahişahar dedi.

İsrail'in oğlu Gad evlendi ve yedi evlat edindi. İsimlerine Sifyon, Hagi, Suni, Etsbon, Eri, Arodi, Areli dedi.

İsrail'in oğlu Aşer evlendi ve beş evlat edindi. İsimlerine Yimna, Yisva, Yisvi, Serah, Beriya dedi. Serah evlendi ve iki çocuk edindi. İsimlerine Yeter ve Ulla dedi. Ulla evlendi ve üç çocuk edindi. İsimlerine Arah, Haniel, Reziya dedi. Yeter'den Yefuna, Yefuna'dan Kalev oldu. Kalev evlendi ve üç çocuk edindi. İsimlerine Iru, Naam, Elah dedi. Elah'tan Kenaz oldu. Beriya evlendi ve iki çocuk edindi. İsimlerine Hever, Malhiel dedi. Malhiel'den Birzavit oldu. Hevel evlendi ve beş evlat edindi. İsimlerine Yaflet, Şomer, Hotam, Helem, Şua dedi. Yaflet evlendi ve üç çocuk edindi. İsimlerine Pasah, Aşvat, Bimhal dedi. Şomer evlendi ve dört çocuk edindi. İsimlerine Ahi, Rohga, Huba, Aram dedi. Helem evlendi ve dört çocuk edindi. İsimlerine Zofla, İmna, Şeleş, Amal dedi. Zofla evlendi ve 11 evlat edindi. İsimlerine Şua, Harnefer, Şual, Beri, İmra, Bezer, Hod, Şama, Şilşa, İtran, Beera dedi. İtran evlendi ve üç çocuk edindi. İsimlerine Yefuna, Pispa, Ara dedi.

İsrail'in oğlu Yosef, Mısırlı Potipherah'ın kızı Asenath ile evlendi. İki erkek evlat edindi. Birine Efrayim, diğerine Manaşşe dedi. Efrayim evlendi ve 5 çocuk edindi. İsimlerine Shuthelah, Elead, Beker, Tahan, Ezer dedi. Manaşşe evlendi ve iki evlat edindi. İsimlerine Machir, Asriel dedi.

İsrail'in oğlu Levi evlendi ve dört çocuk edindi. İsimlerine Gereşon, Yoheved, Kehat, Merari dedi.

İnsan ve İslam

Bismillahirrahmanirrahim,

Bu yazıda ki amacım İslam ve islamın insanlığa bakışını biraz daha açarak sizlere sunmaktır. İslam insana nasıl bakar ve ne yapmasını ister?

Bizim görüp, işite bildiğimiz mahluk türleri iki tanedir. İlki insan, ikincisi ise hayvanlardır. Biyoloji bilimi iki ayağı üzerinde dik bir şekilde yürüye bilen her canlıya insan dese de İslam açısından ve doğal olarak benim açımdan İnsanlığın tanımı bu değildir.

İnsanı hayvan ırklarından ayıran en önemli unsurlardan birisi hiç şüphesiz algoritmik düşünebilme yeteneği olsa da bu tek başına yeterli değildir. Çünkü maymun gibi bazı hayvan ırklarında da bunun olduğu sabittir. İnsan da hayvanların hiçbirinde olmayan en önemli özellik iyi ve kötüyü, çirkini ve güzeli ayırt edebilme kabiliyetidir. İslam dinide zaten bu yüzden hayvanların yaptıkları işlerden dolayı sorumlu olmayacağını söyler. Zira hayvanlar yaptığı işin kötümü iyimi olduğunun ayrımını yapamazlar, aynı şekilde ergenlik çağına girmemiş çocuklar ve akıl bari olmayanlar yaptıkları işlerden sorumlu tutulamaz. Kaldı ki bu nokta da modern yasalarda benimle aynı fikirdedir. Öyle ise insanı insan yapan etken iyi ile kötüyü ayırt etme kabiliyetidir. Bu kabiliyetini iyi işler yönünde harcayanlara ahlaklı adını veriyoruz.
İnsan olmak

 İnsanı hayvandan ayıran bir diğer özellik ise kendimize hakim olabilme ve vücudumuzun büyük bir bölümünü tamamen kontrol altında tutabiliyor olmamızdır. Buna ise irade diyoruz. Bizim aksimize hayvanlar akıllarına gelen her işi yapmaya çalışırlar. İnsan aklından geçenlerin iyimi kötümü olduğunun tahlilini yapabilecek kabiliyettedir. İşte İslamın sorgusu da bu konudadır. İslama göre insan akıl bari olduğu için yaptığı kötü işlerin cezasını çekecek iyi işlerinde mükafatını alacaktır.

(İman sahibi olduğunu göz önünde bulunarak yazıyorum. İnsanın akıl bari olması Allah’ı, iyi ve kötüyü ayırt ederek bulmasını gerektirir.  İnsanda ki bu iki yetenek darwinizmi çürütmeye de yeterli bir delil olsa bile İslamın ana kaynağı olan Kuran’da bunu doğrudan yalanlayan bir ayet yoktur.)

Bir canlı bunları yaparak ancak İnsan olmuş olur. İnsanlığın zirvesi (hidayet) ise yaratıcısını bulması ve ondan ayrılmaması ile mümkündür. Allah, akıl bari olan bizlere İnsanlığın zirvesinin yolunu göstermek için peygamberler göndermiş ve onların vasıtası ile milyonlarca insanı hidayete erdirmiş ve İnsanlığın zirvesine çıkarmıştır.

Allah’ın kitapları bu zirvenin haritası, peygamberleri bu yolun rehberleri, Müslümanlarda bu yolun yolcusudur. Müslümanlarda ki irade bu yolda uçurumdan düşmelerini önleyen bir bariyer görevi görmektedir.

İslamın şartları arasında bu söylediklerin yok diyebilirsiniz. Hemen onunda açıklamasını yapayım. Bende biliyorum ki İslamın şartı beş tanedir. İslamın şartlarının içinde de şartlar vardır.

1. Kelime-i Şehadet getirmek; bu yolda harita olarak Kuran’ı, hidayet rehberi olarak Muhammed’i seçtiğin anlamına gelir. Tam bir insan olmak için iradesini sonuna kadar kullanacağına söz vermiş olur ve insanlığın zirve noktasına kayıt yaptırmış olur. Selam Muhammed peygamberin ve ona tabi olanların üzerine olsun.

2. Namaz kılmak; Abdestsiz namaz olmayacağına göre abdestte islamın şartlarından olmuş olur. Ama 5 şart içinde sayılmaz.  Namazlar bu yoldaki dinlenme tesisleridir. Fatiha ve secde ise tesisteki dinlenme ve uykudur. Uykusuz yola devam eden yolda uyuklar gideceği yere varamaz.

3. Oruç tutmak; Oruç tutmak için su ile bile olsa sahur ve iftar şarttır. Öyle ise sahur ve iftar da 5 şart içinde sayılmasa da şarttır. Ramazan orucu yoldaki yemek vaktidir. Tutulan oruçlar bu yoldaki yemektir. Aç karınla bu yola devam etmeye çalışan yolda ölür.

4. Zekat vermek; Zekat vermek ise bu yoldaki insanların birbirlerine kenetlenmesi ve düşen kimse olmadan gidilen yere varılmasını sağlar. Parası olan olmayana dayanması için maddi destek verir. Kendisi de parasız kalırsa kardeşleri de ona yardım eder. Böylece dünyanın zorluklarını kenetlenerek atlatmış olurlar.

5. Hacca gitmek; Hacca gitmek ise imkan bulan için bu zirveye dikeceği bayrağı hazırlamasıdır.

Kuran-i Kerimde her Müslümanın yapması gereken (zorunlu olan) 72 iş vardır. Bunlardan bir çoğu ahlak ile alakalıdır. Üzerine vurgulananlar ise ibadet türünde olanlardır. İslam alimleri ise ibadetlerin kapsadığı zorunlu şeyleri onlarla birlikte gördükleri gibi tek maddede birleştirmişlerdir. Namazda abdest, tekbir, kıyam, rüku, secde gibi şeyleri ayrı ayrı saymak yerine namaz kılmak demiştir. Aynı şekilde Kuran’da ahlaki değerlere temas eden şeyleri de Kelime-i Şehadet şartının içinde görmüşlerdir.

Burada belirtmek istediğim bir şey daha var. Bir vakit namazı kaçıran kişi nasıl dinden çıkmıyor ise yalan söyleyen, hırsızlık yapanda dinden çıkmış olmuyor. Yeter ki yaptığı şeyi doğru görmesin. Yaptığı şeyi doğru görürse Kelime-i Şehadet ederken verdiği sözü bozmuş olur.

Allah'a emanet olun! Selamün aleyküm.

Namaz var, Namaz var!

Selamunaleyküm,

Namaz var gafil kılar, namaz var mümin kılar! diyerek bu makaleme başlamak istiyorum. Asıl maksadım bir Müslüman niçin ve ne şekilde namaz kılar, her insanın kıldığı namaz aynı mıdır, birinin kıldığı namazın diğerinin kıldığı namazdan üstün eden nedir? gibi sorulara cevaplar arayıp bu cevaplar için namazın niçin olmaz ise olmaz olduğuna dair biraz düşünmek.

namaz
Müslümanlar niçin namaz kılar?


İlk önce nereden başlayalım dersiniz? Öyle ise gelin ilk kaynak olan Kuran-i Kerim'den başlayalım bu konuya bakmaya, Kuran-i Kerimde bir çok kez geçen şu namaz nasıl bir ibadettir ki bu kadar çok ve ısrarla emredilmiştir?
Evet, Kuran-i Kerimde Müslümanların namaz kılması ısrarla emredilmiştir. Hatta öyle ki İslam'ın şartı olarak kabul edilmiştir. Namazı bu kadar önemli yapan nedir? Namaz hakkındaki ayetleri okuduğunuzda göreceksiniz ki neredeyse hepsinde namaz kılın değilde hakkı ile namaz kılın denmiştir.
Kuran-i Kerimde geçen salat yani namaz öncesinde abdest alınması gereken ve kendine has hareketleri bulunan bir ibadet şeklidir. Peki ne olsa gerek ki bu namaz, Allah bu kadar üzerine düşmüş ve ısrarla kullarına emretmiştir.

Ne demektir ki namazı hakkı ile kılmak?

Bu sorunun iki cevabı vardır. İki cevabı da yerine getirmeden namazın hakkı verilmiş olmaz.

İlk önce bilmemiz gereken namaz eğilip kalkılan bir ibadet değildir. Öncesinde abdest ismi verilen ruhu ve bedeni temizleyen bir hazırlık gerektirir. Hakkı ile namaz kılmak için öncelikle abdesti hakkıyla almak gerekir. Ardından namazın usulüne ve edebine uygun olmasına özen gösterilmelidir.

İkinci aşama ise namazın belki de kılınış amacıdır. Kesinlikle budur diyemiyorum, zira gerçek hikmetini ancak Allah bilir. Namaz hem bir dua hemde bir zikir yöntemidir, alemlerin yüce yaratıcısını hatırlama vesilesidir. Allah'ı hatırlayan kişi ise haramlardan ve kötü işlerden kendisini korur. Allah'ı unutup yaptığı kötü işlerin hatırına gelerek bunlardan dolayı da pişmanlık duymasıdır.

Kısacası söylemek istediğim şey şudur ki; bir Müslüman günde beş kez namaz kılmaktadır. Kıldığı her namazda Allah'ı hatırlar, bir önceki namazı ile o an kıldığı namaz arasında yaptığı kötü işlerden pişmanlık duyar ve bunlardan dolayı Allah'a karşı utanır. Allah'ta utanmasından ve pişman olmasından sebeple bu kötü işleri bağışlar.
Namazı hakkı ile kılan kişi namazdan kalktıktan sonrada kötü işler yapmaktan kendisini alı koyar.

Bir kimse namaz kılıp, ardından kötü işler ile meşgul olur ise o kişi namaz kılmamıştır diyerek son noktayı koyalım.

Allah'a emanet olun! Selamunaleyküm.

Türkiye'de İlahiyat ve Üniversitelere nasıl bakıyorum?

Selamun Aleyküm,

Türkiye'de ki eğitim ve eğitim kurumlarına da elbette bir takım eleştirilerim var. Ancak asıl eleştirim bu hususta bu kurumlardan çıkan öğrencilere olacak. Bu yazımda okulda ki okuma şeklinin İslami olup olmadığı ile ilgili bir şey yazmayacağım. Bunun yerine temelde eğitim sistemi ile ilgili bir kaç eleştirimi yöneltmek istiyorum.
Eleştiri yapar iken bu eleştirilerimi elimden geldiğince açıklamaya ve olması gerekenin ne olduğunu kısaca yazacağım.
eğitim kurumlarına eleştiri

Bilgi olan Yorum

İlk eleştirim öğretim görevlilerine olacak, bu husus her ne kadar kabul edilmese dahi ilkokul da dahil tüm eğitim ve öğretim kurumlarında var olan bir sorun bence. Ben her insanı bir birey olarak görür ve kendi fikirlerinin oluşmasını isterim. Öğretim görevlileri kendi dini ve siyasi görüşlerini öğrencisine ya zorla vermeye çalışması yada kendisi gibi düşünmesini sağlamak amacıyla bilgiyi yorumlayarak kendi yorumunu öğrenciye vermesi son 100 yıldır tamamen cahilleşmemizi sağlayan en büyük etkendir. Bunun yerine yapılması gereken saf bilginin öğrenciye verilerek doğruyu yanlışı öğrencinin bulmasını sağlamak olmalıdır. Zaten bir sonraki eleştirimin de bununla dolaylı olarak etkileşim içinde olduğunu düşünüyorum.

Mezun olan Asalak

Okulu bitiren öğrenciler daha doğrusu mezunlar kendilerini geliştirmeyi ve yeni şeyler öğrenmeyi tamamen bitiriyorlar. Örneğin fizik bölümünü bitirip mezun olmuş bir fizikçi, bu alandaki gelişmeleri takip etmiyor veya etmeye gerek görmüyor. Öğrencilere bilimin her dakika geliştiği, insan beyninin de yeni şeyler öğrenemeyen asalak bir beyin olmadığı öğretilmelidir.

Mankenlik Ajansı

Üniversite veya lise okul değil sanki mankenlik ajansı. Bu söylediğimi anlamanız için bir üniversitede okuyor olmanıza gerek yok. Bir üniversitenin veya lisenin önünden geçmeniz ne demek istediğimi anlamanıza yardımcı olacaktır. Öğrencilerden öğretmenlere hepsinin halinden öğretmeye ve öğrenmeye gelmedikleri belli zaten. Niyetlerini bilemem ama görünen köy uzakta değildir. :)

Her öğretim görevlisi ve her öğrenci böyle değildir elbette. Lakin bahsettiğim gibi olmayanların sayısı istisna dahi olamayacak kadar azdır. Olsa bile istisnalar kaideyi bozmuyor malesef.

Peki durum böyle iken ne yapmak gerekir onu ben bilemem. Zira yazdıklarımı okuyup hala bir şey anlamayana edecek bir kelam bulamam.

Allah'a emanet olun! Selamunaleyküm

İslam'ı bilmek Tarih bilmeyi gerektirir.

Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun,

Yazdığım bu başlık biliyorum ki biraz ilginç ve hatta saçma gelebilir. Bu başlıkta ne demek istediğimi yazımın devamında daha iyi anlayacaksınız. Ancak yazmaya başlamadan önce başlıkta yazdığım ve İslam için öne sürdüğüm Tarih bilimi şartının yanlış anlaşılmalara sebep olabileceğinin farkındayım. Burada benim söylemek istediğim asıl nokta İslam'ın hüküm ve kararlarının anlaşılabilmesi için Tarih bilmektir. Bu bilmek hükümleri tarihin o sahnesine yerleştirmek anlamına gelmemektedir.

İslam'ı anlamak ve bilmek için Tarih bilmek gerekir!


Kuran-i Kerimde bulunan bir ayetin hangi konu ve hangi olay ile alakalı olarak indiğini bilmeyen bir kişi ayetleri okuyarak bunları kendi kafasına göre yorumlamaya kalkabilir ki bu da onun bu hususta yanlış yorumlama yapacağının kanıtıdır. Zira ayetlerin bir çoğu olaylara bağlı olarak inmiştir ve bu olaylar insanlığa ışık tutacak cinsten olmuştur.
Yukarıda söylediğim şeyler bir çok insanın mantığına uymayabilir. Ancak bu durumu şöyle düşünür iseniz konuyu daha iyi anlayabilirsiniz. Örneğin zina hakkında hüküm bildiren ayetler indiği zaman kimse zina etmemiş olsa idi bu hükümlerin sahabe için hiçbir manası olmaz ve "Ne alakası var şimdi" diyerek bir fitneye sebebiyet verebilirdi. Daha da kötüsü peygamber öldükten sonra bir kişi zina eder ise Kuran'da beyan edilen cezanın uygulanma şekli bilmediği için yanlış yorum ve tatbikler mümkün olabilirdi.
Özellikle cihat ile ilgili ayetler bahsetmiş olduğum duruma en uygun ayetlerdir. Çünkü tarih bilgisi olmayan ve peygamberin bu ayetler ile nasıl amel ettiğini bilmeyen bir kişinin bu ayetleri yanlış yorumlaması muhtemeldir.
Zaten Kuran-i Kerim'in bir çok ayetinde Resulullah'ın davranış ve ahlakı başta olmak üzere her hususu bize örnek gösterilmiştir. Bununla da yetinilmemiş peygambere uymak şart yapılmıştır. 

Peygamberin hayatının bütününü, ayetlerin iniş sebeplerini ve peygamberin o ayetler ile nasıl amel ettiğini bilmek İslam için şarttır.

Yetinmeyerek İslam tarihini, olayları ve olaylara karşı Müslümanların neye göre nasıl hareket ettiğini bilmek ise gerekliliktir. İslam adına konuşan kişiler bunları bilmediği taktirde yanlış fetva vermesi kaçınılmaz olur.

Bu yazımı burada sonlandırıyor hepinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum. Selamun Aleyküm

Cihad nedir ve nasıl yapılır?

Bismillahirrahmanirrahim,
Allah'a hamd olsun, habibi Muhammed Mustafa'ya salatü selam olsun.

Sevgili kardeşlerim, bu yazımda İslam'da savaş yani cihad hakkında bir şeyler yazmak ve bildiklerimi  sizlerle paylaşmak ve İslam'ın cihad mantığını anlatmak istiyorum. İsterseniz konuya giriş yapmadan önce cihadın tanımını yapalım.

cihad
Emr-i bi'l ma'rûf ve nehy-i anil münker
Cihad; kelime anlamı olarak Türkçe karşılığı savaş demektir. İslam adına yapılan cihat amaçlı bir savaştır. Bu savaşın amacı Allah'ın dinini diğer dinler üzerinde üstün kılmak ve son sözü Allah'ın söylemesi için gayret etmektir.

Müslümanlar bu bağlamda tarih boyunca bir çok savaşlar yapmış bu yolda şehitler vermiştir. Günümüzde de Müslümanların cihadı devam etmektedir.

Cihad'ın Çeşitleri


  1. Kılıç Cihadı; İnsanların birbirini öldürmek suretiyle yaptıkları cihad türüdür.
  2. İlim Cihadı; Akıl ve fikirlerin, sözlü ve yazılı olarak üstünlüğünü kanıtlamak için yapılan cihad türüdür.
  3. Nefis Cihadı; Müslümanın kendi nefsi ile yaptığı savaştır. Allah'ı kendi nefsine üstün gelmesi için yapılır.

Peygamber Efendimizin (s.a.v) ömrü Cihad ile geçti.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) kendisine peygamberlik verilmeden önce ve sonra cihadı hiçbir zaman terk etmemiştir. Peygamberliğinden önce ve sonra nefsi ile cihad etmiş, ümmetine de nefis ile cihadı emretmiştir. Bu yüzden bir Müslüman ilk önce nefsi ile cihad etmeli, Allah'ın yasakladığından kaçmalı, emrettiğini yapmalıdır.

Peygamber Efendimiz ve sahabesi en büyük savaşını ise cehalete karşı vermiştir. Zaten döneminde ona en büyük düşmanlığı yapan kişiye Ebu Cehil yani cehaletin babası ismini vermiş, ömrü boyunca hem kendisi hemde sahabesi cehalet ile ilim savaşı yapmıştır. En üstün cihad budur ki, İslamda bir kişiyi Müslüman yapmak dünyadaki bütün kafirleri öldürmekten daha üstündür.

Peygamber efendimiz ve halifeleri de kılıç ile de cihat etmiş, ancak kılıç cihadı en son tercih edilmiştir. Gerek sahabe gerekse peygamber (s.a.v) nefis ve ilim cihadından sonra tercih etmiştir. İslam devletlerinin tarih boyunca bu cihadı yapmasının amacı da insanları kırıp geçirmek değildir, eğer böyle olsaydı aldıkları toprak ve memleketlerde yağma yaparlardı. Oysa onların yaptığı yönetimi ele alıp halka İslam'ın ne kadar adaletli ve merhametli bir din olduğunu göstermektir.

Emr-i bi'l ma'rûf ve nehy-i anil münker

Türkçe karşılığı olan "İyiliği emretmek, kötülüğü men etmek" ise günümüzün değil her günün en üstün cihadıdır. Sünnetullah olan "Emr-i bi'l ma'rûf ve nehy-i anil münker" Kuran-i Kerimde şu şekilde ifade edilmektedir;


وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ اُمَّةٌ يَدْعُونَ اِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır. (Al-i İmran Suresi 104)

اَلتَّائِبُونَ الْعَابِدُونَ الْحَامِدُونَ السَّائِحُونَ الرَّاكِعُونَ السَّاجِدُونَ الْاٰمِرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّاهُونَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَالْحَافِظُونَ لِحُدُودِ اللّٰهِ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنٖينَ

Bunlar, tövbe edenler, ibâdet edenler, hamdedenler, oruç tutanlar , rükû' ve secde edenler, iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah'ın koyduğu sınırları hakkıyla koruyanlardır. Mü'minleri müjdele. (Tevbe Suresi 112)

İslam cihadında halktan bir kişi gayrimüslim olsa bile öldürülmesi kesinlikle yasaklanmıştır. Müslümanlara karşı savaşmayanlara, Müslümanlarında dokunması yasaktır. Çünkü Müslümanlar insanların sayısını azaltmak için savaşmazlar. Her gayrimüslimi potansiyel bir Müslüman olarak görür ve ona İslam'ı anlatır.

Yapılması gerekende budur. Müslüman olmayanların öldürülmeleri değil onlara doğru ile yanlışı açıklamak, anlatmak ve onları İslam'a davet etmektir.


Umarım İslam'ın cihad mantığını anlatabilmişimdir. Allah'a emanet olun. Selamun Aleyküm.

Sahabeyi sevmeyen peygamberini sevemez!

Bismillahirrahmanirrahim,
Allah'a hamd olsun, habibi Muhammed Mustafa'ya salatü selam olsun,

Ey kardeşlerim günümüzde dinimiz parça parça edilmekte ve özellikle ilahiyat fakültelerinden çıkan hoca efendiler sapık görüşlere sevk edilmektedir. Malesef okumak her zaman cehaleti götüren bir şey değildir. Okuyup alim oldum zanneden hoca efendiler kendilerine verilen akademik ünvanlar ile birlikte cehaletlerini dillerine vurmaya başlıyor. Lafımı çok fazla uzatmadan Tarih ve Kuran ışığında ayrı ayrı sahabenin sevilip sevilmemesi konusuna detaylı olarak bakacağız.
sahabe
Sahabe niçin sevilmiyor? 

Konuya giriş yapmadan önce sahabenin tanımını yapalım. Peygamber efendimizi görüp ( veya peygamberin gördüğü) onu tasdik eden ve inanan kişiye sahabe denir. Örneğin; Ebu Cehil peygamberi görmüş ancak inanmamış olduğundan dolayı sahabe değildir.

Allah onlardan razı olsun; Ebu Bekir, Ömer bin Hattab ve Osman bin Affan isimli üç sahabeden her hangi birisini sevmiyorum diyen kişi aynı zamanda farkında olarak veya olmayarak "Kuran-i Kerim eksiktir!" veya "Kuran-i Kerim yanlıştır!" demek zorunda kalacaktır. Ne alakası var demeyin. Zira günümüzde yaşadığımız bu din bize onların vasıtası ile gelmiştir.

Kuran-i Kerim'i kitap olarak ilk birleştiren Ebu Bekir, çoğaltarak vilayetlere yayan ise Osman'dır. Eğer bu kişiler fasık ve ya kafir kimseler ise mutlaka kendi düşünce ve görüşlerini de Kuran-i Kerim içine katmış olmalıdır. Öyle ise Kuran-i Kerim'e de şüphe ile bakılması icap eder.

Bir hoca sahabeden bir kimseyi sevmem diyor ise ona mutlaka niçin sevmediği sorulmalıdır. Cevap ve niyet hep aynı veya bir biri ile benzer olmuştur.

Bir insan tanışma imkanı bulunmadığı kişiyi, hiç tanışmamış olsa dahi sevebilir veya sevmeye bilir. Ancak bu şahsi bir durum olamaz. Bu gibi kişilere olan sevgi veya öfke görüşleri, fikirleri veya yaptıklarından sebeptir.

Yani bugün bir kişinin Ebu Bekir, Ömer veya Osman ile tanışma imkanı olmayacağına göre bunların yaptığı işler ve savunduğu fikirler sebebi ile bunlara düşmanlık gütmesi gerekir. Peki Ebu Bekir, Osman ve Ömer'e yapılan bunca hakaretin ve duyulan bu öfkenin sebebi nedir?

Ali bin Ebû Talib korkusuz ve cesur bir Müslüman iken kendisinden önceki halifelere biat etmiş ve sadakatini hiçbir zaman bozmamıştır. Eğer korkusundan sebep ile biat etti ise Muaviye'den niçin korkmamıştır sorusu akıllı bir kimsenin aklına gelmesi gereken bir sorudur.

Şahsi bakımdan tanışma veya tanıma imkanı olmadığına göre öyle ise sahabeyi sevmeyen kişi onu değil, fikirlerini sevmemektedir. Tehlikeli nokta da budur. Çünkü sahabenin dini olmayan bir fikri yoktur, o fikri de ya Kuran-i Kerimden yada peygamberden almıştır. Bu düşmanlık ya peygambere yada Kuran'a yapılmaktadır.


Bir hadisi şerifinden peygamber efendimiz şöyle buyuruyor;

لاَتَسُبُّواأَصْحَابِيفَوَالَّذِينَفْسِيبِيَدِهِلَوْأَنَّأَحَدَكُمْأَنْفَقَمِثْلَأُحُدٍذَهَبًامَاأَدْرَكَمُدَّأَحَدِهِمْوَلاَنَصِيفَهُ

"Ashabım hakkında uygunsuz sözler söylemeyin! Eğer, sizden birinin Uhud Dağı kadar altını olsa ve bunun tamamını Allah yolunda infak etse, bu, onların bir-iki avuçluk infakına, hatta yarısına bile mukabil gelmez."
Sahabe İslam'ın en zor günlerinde peygamberi ve dini tek bırakmamış ve canları, malları ile desteklemişlerdir.Bir diğer hadis-i şerifinde ise;

اللّٰهَاللّٰهَفيِأَصْحَابِي،اللّٰهَاللّٰهَفيِأَصْحَابِي. لاَتَتَّخِذُوهُمْغَرَضاًبَعْدِي،فَمَنْأَحَبَّهُمْفَبِحُبِّيأَحَبَّهُمْوَمَنْأَبْغَضَهُمْفَبِبُغْضِيأَبْغَضَهُمْ،وَمَنْآذَاهُمْفَقَدْآذَانِي،وَمَنْآذَانِيفَقَدْآذَىاللّٰهَ،وَمَنْآذَىاللّٰهَفَيُوشِكُأَنْيَأْخُذَهُ

"Allah Allah! Aman ashabım hakkında söz söylemekten sakının! Allah Allah! Aman ashabım hakkında söz söylemekten sakının! Zinhâr, benden sonra onları hedef almayın! Onları seven, beni sevdiği için sever; onlara buğzeden, bana buğzettiği için buğzeder. Onlara eziyet veren, bana eziyet vermiş, bana eziyet verense Allah'a eziyet etmiş sayılır. Allah'a eziyet vereni de, Allah hemen cezalandırır."

bu hadis-i şerif az önce bahsettiğim fikir ve yapılan işler bakımından sevmemeyi desteklemektedir. Ayrıca sahabe hakkında bir çok hadis-i şerif bulunmaktadır.

Kuran-i Kerim'de sahabeyle ilgili olarak şu ayetler yer almaktadır;

الَّذِينَ قَالَ لَهُمُ النَّاسُ إِنَّ النَّاسَ قَدْ جَمَعُواْ لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ إِيمَاناً وَقَالُواْ حَسْبُنَا اللّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ

Onlar öyle kimselerdir ki, halk kendilerine, “İnsanlar size karşı ordu toplamışlar, onlardan korkun” dediklerinde, bu söz onların imanını artırdı ve “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!” dediler. (ÂLİ İMRÂN Suresi 173)

مُّحَمَّدٌ رَّسُولُ اللَّهِ وَالَّذِينَ مَعَهُ أَشِدَّاء عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاء بَيْنَهُمْ تَرَاهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِّنَ اللَّهِ وَرِضْوَانًا سِيمَاهُمْ فِي وُجُوهِهِم مِّنْ أَثَرِ السُّجُودِ ذَلِكَ مَثَلُهُمْ فِي التَّوْرَاةِ وَمَثَلُهُمْ فِي الْإِنجِيلِ كَزَرْعٍ أَخْرَجَ شَطْأَهُ فَآزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوَى عَلَى سُوقِهِ يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغِيظَ بِهِمُ الْكُفَّارَ وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُم مَّغْفِرَةً وَأَجْرًا عَظِيمًا

Muhammed, Allah’ın Resûlüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler. Onların, rükû ve secde hâlinde, Allah’tan lütuf ve hoşnutluk istediklerini görürsün. Onların secde eseri olan alametleri yüzlerindedir. İşte bu, onların Tevrat’ta ve İncil’de anlatılan durumlarıdır: Onlar filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ziraatçıların hoşuna giden bir ekin gibidirler. Allah, kendileri sebebiyle inkârcıları öfkelendirmek için onları böyle sağlam ve dirençli kılar. Allah, içlerinden iman edip salih amel işleyenlere bir bağışlama ve büyük bir mükâfat vaad etmiştir. (FETİH Suresi 29)
وَالَّذِينَ آمَنُواْ وَهَاجَرُواْ وَجَاهَدُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَالَّذِينَ آوَواْ وَّنَصَرُواْ أُولَئِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَقًّا لَّهُم مَّغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ

İman edip hicret eden ve Allah yolunda cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler var ya; işte onlar gerçek mü’minlerdir. Onlar için bir bağışlanma ve bol bir rızık vardır. (ENFÂL Suresi 74)

وَالسَّابِقُونَ الأَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالأَنصَارِ وَالَّذِينَ اتَّبَعُوهُم بِإِحْسَانٍ رَّضِيَ اللّهُ عَنْهُمْ وَرَضُواْ عَنْهُ وَأَعَدَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي تَحْتَهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ

İslâm’ı ilk önce kabul eden muhâcirler ve ensar ile, iyilikle onlara uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş; onlar da O’ndan razı olmuşlardır. Allah, onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır. (TEVBE Suresi 100)

لِلْفُقَرَاء الْمُهَاجِرِينَ الَّذِينَ أُخْرِجُوا مِن دِيارِهِمْ وَأَمْوَالِهِمْ يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِّنَ اللَّهِ وَرِضْوَانًا وَيَنصُرُونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ أُوْلَئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَ

Bu mallar özellikle, Allah’tan bir lütuf ve hoşnudluk ararken ve Allah’ın dinine ve peygamberine yardım ederken yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılan fakir muhacirlerindir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir. (HAŞR Suresi 8)

وَالَّذِينَ تَبَوَّؤُوا الدَّارَ وَالْإِيمَانَ مِن قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ إِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ فِي صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِّمَّا أُوتُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلَى أَنفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ وَمَن يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

Onlardan (muhacirlerden) önce o yurda (Medine’ye) yerleşmiş ve imanı da gönüllerine yerleştirmiş olanlar, hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar. Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden, hırsından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. (HAŞR Suresi 9)

وَالَّذِينَ جَاؤُوا مِن بَعْدِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَلِإِخْوَانِنَا الَّذِينَ سَبَقُونَا بِالْإِيمَانِ وَلَا تَجْعَلْ فِي قُلُوبِنَا غِلًّا لِّلَّذِينَ آمَنُوا رَبَّنَا إِنَّكَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ

Onlardan sonra gelenler ise şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin tutturma! Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen çok esirgeyicisin, çok merhametlisin.” (HAŞR Suresi 10)

Şimdi hakkında bir çok ayet ve hadis bulunan kişileri sevmemek uygun mudur? Ayrıca şunu ısrarla belirtmek istiyorum ki; sahabe diye tanımladığımız kişileri günümüzde şahsen tanıma imkanı yoktur, öyle ise onları sevmemenin tek sebebi peygamberin sohbetinde bulunup, dini muhafaza etmeleridir.

Bu konuda ileri ki günlerde Allah nasip ederse daha fazla konuyu daha detaylı şekilde yazmayı planlıyorum. Hepinize saygı ve selamlarımı sunuyorum.
Allah'a emanet olun. Selamun Aleyküm.

İslam'da ki şekilcilik hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bismillahirrahmanirrahim,
Allah'a hamd olsun, peygamberine selam olsun.

Selamun Aleyküm sevgili kardeşlerim,

Son zamanlarda İslam dini şekil dini değildir diyenlerin sayısı bir hayli artmış durumdadır. Söyledikleri söz laf olarak doğru bir söz olsa da onların bu sözü söylemesinde ki maksat doğru değildir. İslamda şekilcilik yoktur diyen kişilerin temel gayeleri kılık ve kıyafet özgürlüğü istemek ayrıca Kuran ile sabit olan tesettürü kabul etmemektir. Özgürlükler dini olan İslam, insanları tek bir şekle sokmayı amaçlamaz. Zaten İslamın temel gayesi de insanları şekilleri ile oynamak değildir.

Ancak bu tamamen her şey serbest demekte değildir. Allah, kitabı ve peygamberi aracılığı ile yasakladığı şeyleri bildirmiş bunların dışında kalan şeylerde kullarına seçme hakkı yani özgürlük tanımıştır.

İslamın giyim ve şekil hususunda bir kaç tane yasağı vardır. Bunun dışındaki her şey serbesttir. Bunlara bakacak olursak en büyük yasaklama avret yerlerinin ve takı bölgelerinin belli olmaması ile ilgilidir. Diğer husus ise Müslüman olmayan kimselere (hristiyan, yahudi ve diğerleri) benzememe konusundadır. Ayrıca kıyafet dikkat çekici (gösterişli) olmamalıdır. Bu üç yasak dışında erkekler için ipek giysi ve altın takı takmak ve sakalı kökten kesmek yasaklanmıştır. Bunun dışında kalan hususlar serbesttir.

Müslüman bir kadın ve erkeğin giyiminde bunların dışında herhangi bir kısıtlama yoktur. Konu ile ilgili ayet ve hadisleri ileri ki günlerde farklı konu ve başlıklara ayırarak tek tek açıklayarak yazacağım.

İslam'da Kadın Şekilciliği (Giyim)

Kadının boynundan aşağısı avrettir. Elleri ve ayakları bunun dışındadır. İnanan bir kadın bu bölgelerini dışarıdan şekil belli etmeyecek şekilde örtmelidir. Giyilen kıyafetin şekil belli etmemesi gerekir. 
Saç kadının doğal olan takısıdır, Boynu ve bilekleri de takı bölgeleridir. Bunlarında aynı şekilde örtünmesi gerekmektedir. Nûr Suresinde bu konu detaylandırılmıştır.

İslam'da Erkek Şekilciliği (Giyim)

İslam dininde erkekte kadınlarda olduğu gibi avret yerlerini şekil belli etmeyecek şekilde örtecek kıyafetler giymelidir. Erkeklerin avret yeri göbek ve diz kapağı dahil olmak üzere bu ikisinin arasıdır.
Kadın'dan farklı olarak Müslüman bir erkek ipek kıyafet giyemez, altın takı takamaz. Bu ikisini peygamber efendimiz yasaklamıştır. Sebebi hikmetine gelince günümüzde yapılan araştırmalar ipek ve altının erkeklerde kadınlık hormonu salgılattığı saptanmıştır.
Erkeğin sakalı konusunda da emir teşkil eden bir hadis-i şerif olması sebebiyle yasak görülmüştür. Bu husus Kuran-i Kerim'de doğrudan söylenmese dahi ima olabilecek bir ayeti kerime vardır.

İslam'da kadın ne kadar şeyden sorumluysa erkekte o kadar şeyden sorumludur. Kulluk bakımından erkek ve kadın denktir.

Kuran-i Kerimde kadının erkeğe ve erkeğin kadına benzemesi ve Allah'ın yarattığı şekli değiştirmeye çalışmakta yasaklanmıştır. 

Ayrıca kadın ve erkekler namahrem olarak ifade edilen kişilerin yanında hal ve hareketlerine, konuşmalarına hatta bakışlarına dikkat etmesi gerekmektedir. Sesini yükseltmemeli, karşısındakini rahatsız edecek veya kötü düşüncelere sebep olacak şekilde bakmamalıdır.

Müslümanların tesettür olarak ifade ettiği bu husus bir bütündür. Birini uygulamayan kişi tesettürü terk etmiş olur.

Avret yerlerini belli etmeyecek şekilde giyinen bir kişi de bunlara riayet etmiş sayılamaz. Çünkü bir de gayrimüslimlere benzememe konusu var. 

İslam şekilcilik dini değildir. Tesettür ve edep çizgisinde bir özgürlük dinidir. Allah bu kural ve kaideleri kullarının dünya ve ahiret hayatlarını mutluluk içinde yaşamasını sağlamak için koymakta ve kullarını korumak istemektedir.

Tesettür kıyafeti olan türban, çarşaf, cübbe, şalvar gibi kıyafetler ve peygamberin emri üzerine bırakılan sakal hakkında konuşulur iken dikkatli olunması gerekir. Zira bunlardan birisine uydurma demek veya kökten inkar etmek sakıncalıdır. Tesettür ile ilgili olarak Kuran-i Kerimde açıkça ayetler yer almaktadır. İnkar eden Kuran'ı inkar etmiş olur.

Tesettür ve edebe uygun hareket etmenin hikmetlerini takvalı bir şekilde edebe uydukça göreceksiniz. Yaşayarak öğreneceksiniz. Ancak yine de hikmetlerini Allah daha iyi bilir.

 Allah'a emanet olun. Selamun Aleyküm.

Namaz sizin için ne ifade ediyor?

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,

Allah'a hamd olsun, salatü selam habibi Muhammed Mustafa'nın üzerine olsun,

Sevgili kardeşlerim, yüce rabbimiz kitabında namaza ısrarla vurgu yapıyor, peygamberi namazın önemini birçok sözünde belirtiyor. Sahabesi namazın terkini şirk ile eşit görüyorken sizce günümüzde namaza verdiğimiz önem ve kıymet yeterli mi? Hayır, namazı sıradan bir ibadet gibi gören ve göstermeye çalışan insanların hangi amaç, hangi gayelere hizmet ettiği şüphesiz bellidir.

Namaz insanın yaratılış amaçlarındandır!


Namaz, farz olan ibadetlerin hiçbirine benzemediği gibi Kuran-i Kerimde üzerine ısrarla basılarak hepsinden üstün bir ibadet olduğu vurgulanmıştır. Öyle ki namaz kılmamak müşriklerin işi olarak söylenmiş. Müslümanların sıfatları sayılırken namaz kılarlar denmiş ve açık bir vurgu ile imanın peşi sıra sayılmış bir ibadet olmuştur.

Müslümanların en büyük duası, ibadeti ve en büyük nimeti olan namaz bir kul olmanın dışa vurumudur. Müslümanlar namaz sırasında yaptığı tüm hareketleri ve okudukları tüm duaları Allah'ın rızasını kazanmak için yaparlar.

Namazın Bazı Hikmetleri


  1. Ömrü hayatı boyunca namazlarını doğru ve terk etmeden kılan kişilerin yaşlandığında eklemleri ile ilgili sorun yaşamadıkları kanıtlanmış bir gerçektir.
  2. Namazın şartlarından biri olarak temizlik şarttır ve bir Müslüman günde en az 5 defa su ile temizlenir.
  3. Sabah namazına (seferden önce) kalkıp namaz kılan kişi günü dinç ve zinde geçirir.
Bu saydıklarım bilimsel olarak kesin bir şekilde doğrulanmıştır. Namazın hikmetleri ise sadece bunlar değildir. Dünya ve ahirete faydalı bir çok hikmeti vardır. Şüphesiz gerçek hikmetlerinin sayısını Allah bilir.

Namaz Müslümanın duası, zikri ve kulluğunun dışa vurumudur. Ancak başında abdest almak, kıbleye yönelmek gibi şartları olan bir duadır. 

Namazın asıl amacı olan secde, Allah'a kulluğun ifade edilmesi ve Allah'ı zikir edip, Allah'ı hatırlamaktır. Günde 5 defa Namazı hakkı ile kılan kişiden kötü işler beklenemez. Kibri alır. Bir vakit namazın özürsüz olarak terk edilmesi manevi tarafta; Allah'ı secde etmeye layık görmemek, baş kaldırmak ve isyan etmek gibi ağır şekilde yorumlanabilecek bir şeydir.

Kuran-i Kerim'de Allahu Teala namazın dışında hiçbir ibadeti bu denli üzerine basarak yapılmasını emretmemiştir. Namaz kılmayana kafir diyemiyoruz, ancak Müslüman'da diyemiyoruz. Kelime-i Şehadet getirip 5 vakit namaz kılmayan kişilere durumlarını Allah daha iyi bilir demeyi uygun görüyoruz. Ancak namaz kılmamak ahiret hayatında Allah'ın azabını gerektiren bir durum olduğunu da belirtmek istiyorum. Bu husus son derece önemlidir. Namaz kılmayana Müslüman değil diyemiyoruz, Müslümanda diyemiyoruz. Ancak gerçekten gönlünden inanmış bile olsa Namazı terk edenin ahirette azaba çarptırılacağını kesin bir şekilde söyleyebiliyoruz. (Tövbe edip, Allah'ın bağışladıkları müstesna)

Kuran-i Kerim'de Namaz Hakkında Geçen Ayetlere hızlıca göz atalım;


  1. Onlar ki gaybe iman edip namazı dürüst kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yolunda) harcarlar. (BAKARA Suresi 3)
  2. Hem namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin. (BAKARA Suresi 43)
  3. Bir de sabırla, namazla yardım isteyin. Şüphesiz bu, (Allah'a) saygılı olanlardan başkasına ağır gelir. (BAKARA Suresi 45)
  4. Hani bir vakitler İsrailoğulları'ndan şöylece mîsak (kesin bir söz) almıştık: Allah'dan başkasına tapmayacaksınız, ana-babaya iyilik, yakınlığı olanlara, öksüzlere, çaresizlere de iyilik yapacaksınız, insanlara güzellikle söz söyleyecek, namazı kılacak, zekatı vereceksiniz. Sonra çok azınız müstesna olmak üzere sözünüzden döndünüz, hâlâ da dönüyorsunuz. (BAKARA Suresi 83)
  5. Siz namazı hakkıyle kılmaya bakın ve zekatı verin! Kendi nefsiniz için her ne hayır yaparsanız, Allah katında onu bulursunuz. Muhakkak ki, Allah bütün yaptıklarınızı görmektedir. (BAKARA Suresi 110)
  6. Biz ta o zaman bu Beyt'i, insanlar için bir sevap kazanma ve bir güven yeri kıldık. Siz de Makam-ı İbrahim'den kendinize bir namazgah edinin. Ayrıca İbrahim ile İsmail'e şöyle ahid verdik: "Beytimi, hem tavaf edenler için, hem ibadete kapananlar için, hem de rükû ve secde edenler için tertemiz tutun!" (BAKARA Suresi 125)
  7. Ey iman edenler! Sabır ve namazla yardım isteyin. Şüphe yok ki Allah, sabredenlerle beraberdir. (BAKARA Suresi 153)
  8. Yüzlerinizi bazan doğu, bazan batı tarafına çevirmeniz erginlik değildir. Fakat eren o kimselerdir ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitabave bütün peygamberlere iman edip, yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve esirleri kurtarmaya seve seve mal verirler. Namazı kılarlar, zekatı verirler. Bir de andlaştıkları zaman sözlerini yerine getirenler, hele sıkıntı ve hastalık durumlarında ve harbin şiddetli zamanında sabır ve kararlılık gösterenler var ya, işte doğru olanlar da bunlardır, korunanlar da bunlardır. (BAKARA Suresi 177)
  9. Namazlara ve orta namaza devam edin ve Allah için boyun eğerek kalkıp namaza durun. Eğer bir korku hâlindeyseniz, yaya veya binekli olarak giderken kılın, (korkudan) emin olduğunuz zaman da böyle bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği şekilde Allah'ı zikredin (namazlarınızı yine her zamanki gibi huşû ile kılın) (BAKARA Suresi 238 - 239)
  10. İman edip iyi işler yapan, namazı dosdoğru kılıp zekatı verenlerin Rabbleri katında elbette mükafatları vardır. Onlara hiçbir korku olmadığı gibi, onlar mahzun da olmazlar. (BAKARA Suresi 277)
  11. Zekeriyya mabedde namaz kılarken melekler ona: "Allah sana, Allah'dan bir kelimeyi doğrulayıcı, efendi, nefsine hakim ve iyilerden bir peygamber olarak Yahya'yı müjdeler." diye ünlediler. (ALİ İMRAN Suresi 39)
  12. Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın. Cünüb iken de yolcu olanlar müstesna gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur, veya yolculukta bulunursanız veyahut biriniz abdest bozmaktan gelince veya cinsî münasebette bulunup, su da bulamazsanız o zaman tertemiz bir toprak ile teyemmüm edin. Niyetle yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz ki Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır. (NİSÂ Suresi 43)
  13. Kendilerine, "Ellerinizi savaştan çekin, namazı kılın, zekatı verin" denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca hemen içlerinden bir kısmı insanlardan, Allah'tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve "Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Ne olurdu bize azıcık bir müddet daha tanımış olsaydın da biraz daha yaşasaydık?" derler. Onlara de ki: "Dünya zevki ne de olsa azdır, ahiret, Allah'a karşı gelmekten sakınan için daha hayırlıdır ve size kıl kadar haksızlık edilmez." (NİSÂ Suresi 77)
  14. Yeryüzünde sefere çıktığınızda kâfirlerin size bir kötülük yapacağından korkarsanız namazı kısaltmanızda size bir vebal yoktur. Kuşkusuz kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır. (NİSÂ Suresi 101)
  15. Sen onların aralarında bulunup da onlara namaz kıldırdığında içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Silahlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında diğer bir kısmı arkanızda beklesin. Sonra o namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin seninle beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar, silahlarını yanlarına alsınlar. Kâfirler arzu ederler ki, silahlarınızdan ve eşyanızdan bir gafil olsanız da size ani bir baskın yapsalar. Eğer size yağmur gibi bir eziyet erişir veya hasta olursanız silahlarınızı bırakmanızda bir vebal yoktur. Bununla beraber ihtiyatı elden bırakmayın. Kuşkusuz Allah kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamıştır. (NİSÂ Suresi 102)
  16. O korkulu zamanda namazı kıldınız mı gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yanlarınız üzerinde hep Allah'ı zikredin. Korkudan kurtulduğunuzda namazı tam erkanı ile kılın. Çünkü namaz müminlere belirli vakitlerde yazılı bir farzdır. (NİSÂ Suresi 103)
  17. Münafıklar, Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Halbuki Allah, onların oyunlarını başlarına geçirecektir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar. Allah'ı pek az anarlar. (NİSÂ Suresi 142)
  18. Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve iman edenler, sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman ederler. Onlar, namazı kılan, zekatı veren, Allah'a ve ahiret gününe iman edenlerdir. İşte onlara büyük bir mükafat vereceğiz. (NİSÂ Suresi 162)
  19. Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman, yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın. Başlarınızı meshedin, iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz temizlenin. Hasta iseniz, yahut yolculukta iseniz, yahut biriniz abdest bozmaktan gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız, su da bulamamışsanız, temiz bir toprağa teyemmüm edin. Bunun için de yüzlerinizi ve ellerinizi o toprakla meshedin. Allah size bir güçlük çıkarmak istemiyor, fakat sizi temizlemek ve şükredesiniz diye de üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyor. (MÂİDE Suresi 6)
  20. Allah, İsrailoğularından söz almıştı. İçlerinden on iki müfettiş göndermiştik... Allah şöyle demişti: " Ben, muhakkak sizinle beraberim. Namazı dosdoğru kıldığınız, zekatı verdiğiniz, peygamberlerime iman ettiğiniz ve onlara yardımda bulunduğunuz, (mallarınızı) Allah yolunda güzelce sarfettiğiniz takdirde, günahlarınızı mutlaka örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere korum. Fakat sizden her kim de, bundan sonra küfrederse, dosdoğru yoldan sapmış olur. (MÂİDE Suresi 12)
  21. Sizin asıl dostunuz Allah'tır, O'nun Resulüdür ve namazlarını kılan zekatlarını veren ve rükû eden müminlerdir. (MÂİDE Suresi 55)
  22. Namaza çağırdığınız zaman, onu alay ve eğlence konusu yaparlar. Bu onların, akıllarını kullanmayan bir toplum olmalarından dolayıdır. (MÂİDE Suresi 58)
  23. Şeytan, içki ve kumarla sizin aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi? (MÂİDE Suresi 91)
  24. Ey iman edenler! İçinizden birine ölüm (emareleri) geldiği zaman, vasiyet sırasında aranızdaki şahitliğin hükmü, kendi içinizden iki adaletli şahit, yahut yeryüzünde yolculuğa çıkmış iseniz, ölüm (emareleri de) size gelip çatmışsa, sizden olmayan diğer iki şahit tutmaktır. Eğer (bunlardan) şüpheye düşerseniz, namazdan sonra onları alıkorsunuz. Onlar da Allah'a şöyle yemin ederler: "Akraba bile olsa, yemini bir çıkar karşılığı satmayacağız, Allah'ın şahitliğini gizlemeyeceğiz. Aksi halde günahkârlardan oluruz". (MÂİDE Suresi 106)
  25. Bize: "Namazı dosdoğru kılın, Allah'a karşı gelmekten sakının" (diye emredildi), toplanacağınız yer O'nun huzurudur. (EN'ÂM Suresi 72)
  26. Bu Kitap (Kur'ân), kendinden önceki kitapları tasdik eden, şehirler anası (Mekke) halkını ve çevresindeki bütün insanlığı uyarman için indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Ahiret gününe iman edenler bu Kitab'a da iman ederler ve onlar namazlarına da devamlıdırlar. (EN'ÂM Suresi 92)
  27. De ki: Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi Allah içindir. (EN'ÂM Suresi 162)
  28. Kitaba sarılanlara ve namazı kılmaya devam edenlere gelince, biz o iyilerin ecrini hiçbir zaman yitirmeyiz. (A'RÂF Suresi 170)
  29. Onlar ki, namazı gereği gibi kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yoluna harcarlar. (ENFÂL Suresi 3)
  30. Şu haram aylar bir çıktı mı artık o müşrikleri nerede bulursanız öldürün, yakalayın, hapsedin ve bütün geçit başlarını tutun. Eğer tevbe ederler ve namaz kılıp zekatı verirlerse onları serbest bırakın. Muhakkak ki, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. (TEVBE Suresi 5)
  31. Eğer tevbe ederler, namazı kılarlar, zekatı verirlerse dinde kardeşleriniz olurlar. Biz âyetleri, bilen bir kavme açıklarız. (TEVBE Suresi 11)
  32. Allah'ın mescidlerini, ancak Allah'a ve ahiret gününe inanan, namazı kılan, zekatı veren ve Allah'dan başkasından korkmayan kimseler imar ederler. İşte hidayet üzere oldukları umulanlar bunlardır. (TEVBE Suresi 18)
  33. İnfakların onlardan kabul olunmamasına sebep, gerçekte Allah'a ve Resulüne inanmamaları, namaza ancak üşene üşene gelmeleri, verdiklerini de ancak istemeye istemeye vermeleridir. (TEVBE Suresi 54)
  34. Erkek ve kadın bütün müminler birbirlerinin dostları ve velileridirler. İyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirirler, namazı kılarlar, zekâtı verirler, Allah'a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunları Allah rahmetiyle yarlığayacaktır. Çünkü Allah azîzdir, hakîmdir. (TEVBE Suresi 71)
  35. Ve onlardan biri ölürse asla namazını kılma ve kabirinin başına gidip durma. Çünkü onlar Allah'ı ve Resulünü tanımadılar. Ve fasık olarak can verdiler. (TEVBE Suresi 84)
  36. Biz Musa ile kardeşine şöyle vahyettik: "Kavminiz için Mısır'da birtakım evler hazırlayın ve evlerinizi kıbleye karşı yapın ve namazı kılın ve müminlere müjde verin." (YUNUS Suresi 87)
  37. Dediler ki; "Ey Şu'ayb, atalarımızın taptıklarını terketmemizi veya mallarımızda dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi sana namazın mı emrediyor? Oysa ki sen yumuşak huylusun ve aklı başında bir adamsın." (HÛD Suresi 87)
  38. Gündüzün her iki tarafında ve gecenin saçaklarında (gündüze yakın olan saatlerinde) namaz kıl! Muhakkak ki, iyilik kötülükleri giderir. Bu ise, düşünebilenlere bir öğüttür. (HÛD Suresi 114)
  39. Rablerinin rızasını kazanmak arzusuyla sabrederler ve namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açıkça Allah yolunda harcarlar ve çirkinlikleri güzelliklerle yok ederler. İşte bunlar, bu hayatın akibeti kendilerinin olacak olanlardır. (R'AD Suresi 22)
  40. (Ey Muhammed!) İman eden kullarıma söyle: "Namazı dosdoğru kılsınlar, alış-veriş ve dostluğun olmadığı bir günün gelmesinden önce, kendilerine verdiğimiz rızıktan açık ve gizli (Allah için) harcasınlar." (İBRAHİM Suresi 31)
  41. "Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bir kısmını namazı dosdoğru kılmaları için, senin Beyt-i Haram'ının yanında, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim. Artık sen de insanlardan bir kısmını onlara meylettir. Ve onları bazı meyvelerle rızıklandır ki şükretsinler.(İBRAHİM Suresi 37)
  42. "Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazını dosdoğru kılanlardan eyle! Ey Rabbimiz! duamı kabul et! (İBRAHİM Suresi 40)
  43. Güneşin batıya kaymasından, gecenin karanlığına kadar (belirli vakitlerde) gereği üzere namazı kıl, bir de sabah namazını kıl. Çünkü sabah namazında, gece ve gündüz melekleri hazır bulunur. Gecenin bir kısmında da sadece sana mahsus bir nafile olmak üzere uykudan kalk, Kur'ân ile teheccüd namazı kıl, Rabbinin seni bir makam-ı mahmuda (şefaat makamına) göndermesi kesindir. (İSRÂ Suresi 78-79)
  44. (Sen onlara) de ki: İster "Allah" deyin, ister "Rahmân" deyin, nasıl çağırırsanız çağırın. En güzel isimler O'nundur. Namazında sesini pek yükseltme, çok da gizli okuma, orta yolu seç. (İSRÂ Suresi 110)
  45. "Beni, nerede olursam olayım mübarek kıldı. Hayatta bulunduğum müddetçe namaz kılmamı ve zekat vermemi emretti." (MERYEM Suresi 31)
  46. Ailesine ve çevresine namaz kılmayı ve zekat vermeyi emrederdi ve Rabbinin katında hoşnutluğa ermişti. (MERYEM Suresi 55)
  47. Sonra bunların ardından öyle bir nesil geldi ki, namazı terkettiler, heva ve heveslerine uydular; onlar bu taşkınlıklarının karşılığını mutlaka göreceklerdir. (Cehennemdeki "Gayya" vadisini boylayacaklardır.) (MERYEM Suresi 59)
  48. Şüphesiz ben Allah'ım, benden başka hiçbir ilâh yoktur. Onun için bana kulluk et ve beni anmak için namaz kıl. (TÂHÂ Suresi 14)
  49. (Ey Muhammed!) Ehline namaz kılmalarını emret, kendin de ona sabırla devam et. Biz senden bir rızık istemiyoruz. Seni biz rızıklandırırız. Güzel akibet takva sahiplerinindir. (TÂHÂ Suresi 132)
  50. Onları buyruğumuz altında (insanlara) doğru yolu gösterecek önderler kıldık. Kendilerine hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı, zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize kulluk eden kimselerdir. (ENBİYÂ Suresi)
  51. Ki Allah anıldığı vakit onların kalpleri titrer. Onlar başlarına gelene sabreden, namaz kılan kimselerdir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar. (HACC Suresi 35)
  52. Onlar (o müminlerdir) ki, eğer kendilerini yeryüzünde iktidar mevkiine getirirsek namazı kılarlar, zekatı verirler, iyiliği emrederler ve fenalığı yasak ederler. Bütün işlerin sonu sırf Allah'a âittir. (HACC Suresi 41)
  53. Allah uğrunda gerektiği gibi cihad edin. Sizi o seçmiş, babanız İbrahim'in yolu olan dinde sizin için bir zorluk kılmamıştır. Daha önce ve Kur'ân'da, Peygamberin size şahid olması, sizin de insanlara şahid olmanız için, size müslüman adını veren O'dur. Artık namaz kılın, zekat verin, Allah'a sarılın. O sizin sahibinizdir. O ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır! (HACC Suresi 78)
  54. Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler. (MÜ'MİNUN Suresi 2)
  55. Ve onlar ki, namazlarını muhafaza ederler. (MÜ'MİNUN Suresi 9)
  56. Birtakım insanlar (Allahı tesbih ederler) ki, ne ticaret ne de alış veriş onları Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar. (NÛR Suresi 37)
  57. Hem namazı kılın, zekatı verin ve peygambere itaat edin ki rahmete eresiniz. (NÛR Suresi 56)
  58. Ey iman edenler! Ellerinizin altında bulunan (köle ve cariyeleriniz) ve içinizden henüz erginlik çağına girmemiş olanlar, sabah namazından önce, öğleyin soyunduğunuz vakit ve yatsı namazından sonra (yanınıza gireceklerinde) sizden üç defa izin istesinler. Bunlar mahrem halde bulunabileceğiniz üç vakittir. Bu vakitlerin dışında ne sizin için, ne de onlar için bir mahzur yoktur. (Birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz.) İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklar. Allah her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (NÛR Suresi 58)
  59. Ki o (müminler) namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve ahirete de kesin olarak iman ederler. (NEML Suresi 3)
  60. Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir. (ANKEBUT Suresi 45)
  61. Başkasından geçerek hep O'na gönül verin ve O'ndan sakının. Namaza devam edin ve müşrilerden olmayın. (RUM Suresi 31)
  62. Onlar, namazı kılarlar, zekatı verirler, âhirete de kesin olarak inanırlar. (LOKMÂN Suresi 4)
  63. "Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten sakındır. Başına gelenlere sabret, çünkü bunlar, azmi gerektiren işlerdendir." (LOKMÂN Suresi 17)
  64. Onların yanları yataklardan uzaklaşır, korku ve ümid içinde Rablerine dua ederler ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan hayıra sarfederler. (SECDE Suresi 16)
  65. Hem vakarınızla evlerinizde durun da önceki cahiliyet devrinde olduğu gibi süslenip çıkmayın. Namazı kılın, zekatı verin. Allah ve Resulü'ne itaat edin. Ey ehli beyt! Allah sizden kiri gidermek ve sizi tertemiz, pampak yapmak istiyor. (AHZÂB Suresi 33)
  66. Hem günah çeken bir kimse, başkasının günahını çekmeyecek; yükü ağır basan, onun yüklenilmesine çağırsa da ondan bir şey yüklenilmeyecek, isterse bir yakını olsun. Fakat sen ancak o kimseleri sakındırısın ki, gaybda Rablerinin korkusunu duyarlar, namazı dürüst kılarlar. Temizlenen de sırf kendisi için temizlenir. Nihayet dönüş Allah'adır. (FÂTIR Suresi 18)
  67. Allah'ın kitabını okuyan, namazı kılan ve kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık olarak verenler, kesinlikle batma ihtimali olmayan bir ticaret umarlar. (FÂTIR Suresi 29)
  68. Onlar, Rablerinin davetini kabul ederler ve namazı dosdoğru kılarlar. Onların işleri de kendi aralarında bir istişare iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan onlar Allah yolunda harcarlar. (Şûrâ Suresi 38)
  69. Gizli (özel) bir şey konuşmanızdan önce sadaka vermekten korktunuz da mı yerine getirmediniz? Fakat Allah da sizi affetti. Şu halde namazı kılın, zekatı verin, Allah'a ve Resulüne itaat edin. Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır. (MUCADELE Suresi 13)
  70. Ey inananlar! Cuma günü namaz için çağrıldığı(nız) zaman, Allah'ı anmaya koşun, alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Namaz kılındıktan sonra yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan (nasibinizi) arayın. Allah'ı çok anın ki kurtuluşa eresiniz. (CUM'A Suresi 9-10)
  71. Ancak namaz kılanlar bunun dışındadır. Onlar ki namazlarını sürekli kılarlar. (MEÂRİC Suresi 22-23)
  72. Namazlarına devam ederler. (MEÂRİC Suresi 34)
  73. Rabbin, senin gecenin üçte ikisinden daha azında, yarısında ve üçte birinde kalktığını, seninle beraber bulunanlardan bir topluluğun da böyle yaptığını biliyor. Gece ve gündüzü Allah takdir eder. O, sizin onu sayamayacağınızı bildi de sizi affetti. Bundan böyle Kur'ân'dan size ne kolay gelirse okuyun. Allah, içinizden hastalar, yeryüzünde gezip Allah'ın lütfunu arayan başka kimseler ve Allah yolunda savaşan daha başka insanlar olacağını bilmiştir. Onun için Kur'ân'dan kolayınıza geldiği kadar okuyun, namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a güzel bir borç verin (Hayırlı işlere mal sarfedin). Kendiniz için gönderdiğiniz her iyiliği, Allah katında daha hayırlı ve sevapça daha büyük olarak bulacaksınız. Allah'tan bağış dileyin. Kuşkusuz Allah bağışlayandır, merhamet edendir. (Müzzemmil Suresi 20)
  74. Suçlular der ki: "Biz namaz kılanlardan değildik." (MUDDESSİR Suresi 43)
  75. Fakat o, ne sadaka verdi, ne namaz kıldı. (KIYAMET Suresi 31)
  76. Rabbinin adını anıp namaz kılan. (A'LA Suresi 15)
  77. Namaz kıldığı zaman, bir kulu engelleyeni gördün mü? (ALAK Suresi 10)
  78. Halbuki onlar, dini sadece Allah'a tahsis ederek, Allah'ı birleyerek, ancak Allah'a ibadet etmekle, namazı kılmakla ve zekatı vermekle emrolunmuşlardır. İşte dosdoğru din budur. (BEYYİNE Suresi 5)
  79. Kıldıkları namazın değerine aldırış etmezler.(MÂÛN Suresi 5)
  80. Öyleyse Rabb'in için namaz kıl ve kurban kes. (KEVSER Suresi 2)

Peygamber efendimizin Namaz hakkında söylediği sözlerine hızlıca göz atalım;


  1. Namazın dindeki yeri, başın vücuttaki yeri gibidir. [Taberani]
  2. Namaz dinin direğidir, terk eden dinini yıkmış olur. [Beyheki]
  3. Kıyamette kulun ilk sorguya çekileceği ibadet, namazdır. Namazı düzgün ise, diğer amelleri kabul edilir. Namazı düzgün değilse, hiçbir ameli kabul edilmez. [Taberani]
  4. Namazı doğru kılanın, ağaçtan yaprakların döküldüğü gibi günahları dökülür. [İ.Ahmed]
  5. Allahü teâlâ buyuruyor ki, "Söz veriyorum ki, namazlarını vaktinde, doğru olarak kılana azap etmem, onu sorgu-suale çekmeden Cennete koyarım" [Hâkim]
  6. Her Peygamberin ümmetine son nefeste vasiyeti namazdır. [Gunye]
  7. Münafıklara en ağır gelen namaz, yatsı ile sabah namazını cemaatle kılmaktır. Bunlardaki ecri bilen, sürünerek de olsa, cemaate gelir. [Buhari]
  8. Namaz, her hayrın, her iyiliğin anahtarıdır. [Taberani]
  9. Namaz kılmayanın dini yoktur. [İbni Nasr]
  10. Namaz kılan, kıyamette kurtulacak, kılmayan perişan olur. [Taberani]
  11. Namaz kılmayan, kıyamette, Allahü teâlâyı kızgın olarak bulur. [Bezzar]
  12. İman, namaz demektir. Namazı itina ile, vaktine, sünnetine ve diğer şartlarına riayet ederek kılan, mümindir. [İbni Neccar]
  13. Sıkıntıda duasının kabul edilmesini isteyen, rahat zamanında çok dua etsin. [Tirmizi]
  14. Namazı kasten bırakanın ibadetleri kabul olmaz ve namaza başlayana kadar Allahü teâlânın himayesinden uzak kalır. [Ebu Nuaym]
  15. Bizimle kâfir arasındaki fark namazdır. Namazı terk eden kâfir olur. [Nesai]
  16. Cenneti isteyip de, Allah’ın yasakladıklarından kaçınmayan, isteğinde yalancıdır ve Cenneti isteyen, hayırlı işlere koşar, Cehennemden korkan, haramlardan kaçar. [Beyheki]
  17. Hırsızların en büyüğü, namazından çalandır. Yani namazın erkânına riayet etmez, rükû ve secdelerini hakkiyle yerine getirmez. [Vesilet-ün Necat]
  18. Herkesin namazında, kalbin hazır olduğu kısımlar yazılır. Kalbin hazır olmadığı namaza, Allahü teâlâ nazar etmez. [Vesilet-ün Necat]
  19. Yatsı namazını cemaatle kılan, gecenin yarısını, sabahı da cemaatle kılan, gecenin tamamını ibadetle geçirmiş sayılır. [Müslim]
  20. Namaz, Allahü teâlânın hoşnut olduğu bütün amellerin en faziletlisidir. Rızkın bereketi, duanın kabulüdür. Kabirde ışıktır. Sıratı yıldırım gibi geçiricidir. Cennette başa taçtır. İmanın başı, gözün nuru ve Cehennemden kurtarıcıdır. [Miftah-ul-Cenne]
  21. Cennetin anahtarı namazdır. [Darimi]
  22. En faziletli amel, vaktinde kılınan namazdır. [Ebu Davud]
  23. Kalk namaz kıl, namaz elbette şifadır. [İ.Ahmed, İ.Mace]
  24. Namazın farz olduğuna inanıp, eksiksiz kılan, Cennete gider. [Hâkim]
  25. Ümmetimin fesadı zamanında sünnetime yapışan, (yani Ehl-i sünnet olan) ve beş vakit namazı cemaatle kılanın amel defterine her gün yüz şehid sevabı yazılır. [İ.Nâsiruddin]

Hadisleri inkar eden bir kişi dahi ayetleri inkar etmedikçe namazın büyüklüğünü kabul etmek zorundadır. Namaz kılmayan bir kişinin imanını bilemeyiz çünkü iman kalptedir. Ancak kesinlikle İslam olmadığını biliriz çünkü İslam zahirdir (görünür).
Allah'ın ve peygamberinin bu kadar üzerinde durduğu bir ibadeti, Müslümanım diyebilen kimse küçümseyemez. Allah kitabında kendisine imandan sonra saydığı ve emrettiği şey namazdır çünkü. Namaz ile ilgili olarak ileride hatta kısa süre içinde daha fazla yazacağım.

Allah emanet olun. Selamun aleyküm.

Kuran-i Kerim niçin Arapça'dır.

Bismillahirrahmanirrahim,
Hamd alemlerin Rabbi olan Allah'a olsun, salatü ve selam habibinin üzerine olsun,
Selâmün aleyküm,

Sevgili kardeşlerim bir çok arkadaşımın karşı çıktığı konu şu ki Kuran-i Kerim niye Arapça'dır ve Müslümanlar niçin Kuran'ı başka dillere çevrilmesine karşı çıkıyor? Bu gibi konular özellikle milliyetçi arkadaşlarımdan sıklıkla duyduğum şeyler arasında ve bugün bu konunun son derece basit olan açıklamasını elimden geldiğince size de açıklamaya çalışacağım.
kuran-i kerim
Kuran-i Kerim'in Arapça olarak korunmasındaki hikmet nedir?

İlk olarak Kuran-i Kerim'in Arapça olduğuna delillerimizi sunalım. Yani Kuran-i Kerim'in tercüme edilmesini yani çevrilmesini önleyen nedir? Arapça olmayan bir Kuran Meali niye Kuran olarak atfedilemiyor? Atfeden dinden neden çıkıyor? Çünkü yüce rabbimiz bu hususta hükmü bize bırakmadan kendisi veriyor.

"Biz onların, Peygamber hakkında: “Mutlaka ona öğreten bir insan vardır!” dediklerini pek iyi biliyoruz. Hakikatten uzaklaşarak tahminle kendisine yöneldikleri şahsın dili, yabancı bir dildir, halbuki bu Kur’ân, açık bir Arapça ifadedir." (Nahl Suresi 103)

Şüphesiz O, alemlerin Rabbı tarafından indirilmiştir. Onu Ruhu’l-emin (Cebrail), uyarıcılardan olasın diye, senin kalbine apaçık Arap diliyle indirdi.” (Şuara Suresi 192-195)

Böylece biz onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik.” (Ta-Ha Suresi 113)

Korunsunlar diye dosdoğru Arapça bir Kur’an indirdik.” (Zümer Suresi 28)

Bu bilen bir toplum için, ayetleri Arapça bir Kur’an olmak üzere ayrıntılı olarak açıklanmış bir kitaptır.” (Fussilet Suresi 3)

Şimdi gelelim Allah, Kuran-i Kerim'i niye Arapça olarak indirmiştir ve niye Arapça dışındaki dilleri yasaklamıştır?

Peygamber efendimiz (s.a.v) ırk olarak Araptır. Kuran-Kerim'de bu yüzden Arapça indirilmiştir. İstenilen peygamber ve çoğunlukla Arap olan sahabesinin Kuran-i Kerim'i anlamasıdır ki anlamış ve uygulamışlardır.

Tercüme (Çeviri) ve Meal arasındaki fark nedir?

Bu hususta öncelikle tercüme ile meal arasındaki ayrımı yapmak istiyorum. Meal, anlamı demektir. Tercüme ise çeviri demektir. Yani sadece meali elinize aldığınızda elinizdeki bir Kuran olmuyor. Meal değil tercüme derseniz, bu da Kuran demektir ki değildir. Çünkü Allah Kuran'ı Arapça olarak niteliyor. Buradan Kuran-i Kerim'in meallerine karşı olunduğu çıkarılamaz. Kuran-i Kerim'in her dilde meali olmalı ki her milletten insan mealini okuyarak Kuran'ın insanlardan ne istediğini anlasın.

Kuran-i Kerim niçin tercüme edilemez (çevrilemez) ?

Bunun hikmetini de Allah (c.c) zaten kitabında kendisi açıklamıştır. Kuran-i Kerim'in diğer kitaplar gibi değiştirilememiş olmasının sebebi aslının her zaman Arapça olarak kalmış olmasıdır.
Zaten bugün ki mevcut meallere baktığınız zaman birbirinden ne kadar farklı anlamlar çıkarıldığını açıkça görebiliyorsunuz. Eğer Kuran-i Kerim için tercüme izni verilmiş olsa idi, İncil'in ve Tevratın başına gelen onunda başına gelecekti. Değiştirilecek ve tahrif edilecekti.

Biliyorum ki değiştirilecekti diyerek büyük bir şey iddaa ediyorum. Kanıtım olmasaydı böyle bir şey söylemezdim. Kuran-i Kerim'in tercüme edilmesinin savunan kişilere iyi bakın. Yaptıkları şey Kuran-i Kerim'i Arapça okuyup kendilerinden anlamlar yükleyip size sunmaktır. Kuran-i Kerim'in farklı kişiler tarafından yazılan meallerine bakar ve karşılaştırırsanız ne demek istediğimi iyice anlayacaksınız. Türkiye'de en güvenilir kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığının bile mealleri değişebilmektedir.

Bu yazımı burada sonlandırıyor, sizi Allah'a emanet ediyorum. Selâmün aleyküm.

Şarap içmek, alkol almak ve uyuşturucu madde kullanmak haram mıdır?

Bismillahirrahmanirrahim,

Hamd alemlerin Rabbi olan Allah'a olsun, salatü ve selam peygamberine olsun,

Çok değerli din kardeşlerim, açıkçası bu başlığı atmak ve bu hususta konuşmak beni son derece üzüp, incitiyor. Ancak gelin görün ki bu başlığı atmamın sebebi Müslümanım diyen cahil halk içinde (üniversite mezunu) şarabın haram olup olmadığı konusunda tartışmaların olduğuna şahit hatta muhattap olmak ne büyük bir utançtı benim için. Lafı çok fazla uzatmadan doğrudan konuya gelecek olursam bu yazıda şu suallere değineceğim.

Alkollü içkiler haram mıdır?


  1. İslamda şarap nasıl ve ne için haram edilmiştir?
  2. Bu yasak şarap harici diğer alkollü içecekleri kapsar mı?
  3. Şarabın vücuda faydası olduğu bilinmektedir, öyleyse niçin yasaktır!
  4. Şarap hakkındaki ayetler birbiri ile çelişiyor mu?

İslamda Şarap nasıl ve ne için haram edilmiştir?

İslam dini insanların dünya ve ahiret hayatlarını mutlu mesut sürdürebilmeleri için yüce Allah'ın insanlara seçtiği dindir. İslamda şarabın yasaklanmasının sebebi ise sarhoşluktur. Bu konuda diğer dinlerde de şarap yasaktır. Ayrıca koşulsuz şartsız Allah'a teslim olma dini olan İslam'da yüce yaratan sözünü dinleyen ve dinlemeyen kullarını da belirlemek murat etmiştir ki murat edilen olmuştur. Yani bir Müslüman şu iki sebeple şarap içmemektedir;
  1. Sarhoşluk kötü bir haldir. (Uyuşturucu ve diğer alkollü içeceklerde bunun için yasaktır.)
  2. Allah'ın yasaklamış olması yeterlidir. (Bunun altından milyonlarca hikmet çıkabilir. Hikmetini Allah kendisi daha iyi bilir.)
Kuran-i Kerim'in de Allahu Teala şarap hakkında şunları söylemektedir;

"Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden hem içki, hem de güzel bir rızık edinirsiniz. Elbette bunda aklını kullanan bir toplum için bir ibret vardır." (Nahl, 16/67)

bu ayeti kerimede görebileceğiniz gibi Allah sarhoş edici maddelere bir atıf yapıyor ve sarhoşluk verici şeylerin kötü olduğunu söylüyor ve ayetinde bir ibret olduğunu da zaten son kısımda belirtiyor. Ardından şu ayet nazil oluyor;

"Sana içkiyi ve kumarı sorarlar, de ki. "Onlarda hem büyük günah hem de insanlar için bazı faydalar vardır. Ancak günahları faydalarından daha büyüktür." (Bakara, 2/219)

bu ayeti ile Allah içki hakkındaki söylemini biraz daha şiddetlendiriyor ve zararını faydasından fazla olduğunu söylüyor. Aynı zamanda bu ayet ile 1400-1500 yıl önce bilinmeyen şarabın kan yapıcı özelliğine vs. işaret ediyor.

"Ey iman edenler, siz sarhoşken ne söyleyeceğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın." (Nisa, 4/43)

Üslup biraz daha sertleşerek namaza sarhoş yaklaşmayın deniliyor ve insanların 5 vakit yani en azında gündüzleri sarhoş olmaları yasaklanıyor. En sonra olarak ise Maide Suresinde yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor.

"Ey iman edenler, içki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytanın amelinden bir murdardır. Bunlardan kaçınınız ki, felaha eresiniz. Şeytan içki ve kumarla aranıza kin ve düşmanlık sokmak, sizi Allah'ı anmaktan ve namazı kılmaktan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi?" (Mâide, 5/90-91)

İşte bu ayet ile birlikte şarap ve sarhoş edici (diğer alkollü ürünler ve uyuşturucu maddeler) olan diğer maddeler kökten yasaklanmış oluyor.

Şarap ve içki ile ilgili ayetlerin birbiri ile çelişiyormuş gibi görünmesinin sebebi de bunların basamak basamak yasaklanışıdır. Allah şarap veya içki içen kullarının alışkanlıklarını yavaş yavaş alıştırarak bırakmalarını sağlamıştır. Kesin hüküm içeren Maide suresinin 90 ve 91'inci ayetleri indikten sonra şarap ve beraberinde sayılan her şey kıyamete kadar yasaktır.

İnsanların içki içmesi kendilerini bağlayan bir günahtır. Sarhoş olup çevreye rahatsızlık vermediği sürece günahı kendisinedir. "Şarap vs. haram değildir", "Allah benim yediğime içtiğime ne karışır" veya "Şarap içmek günah değil" gibi cümleler söyleyen ayeti ve Allah'ı inkar etmiş, dinden çıkmış olur. Bu yüzden konuşulanlara ve söylenenlere dikkat edin.

Bu konuda ki ayetler zaten yoruma açık olmadığı için hadis-i şerifleri yazmaya gerek duymuyorum.

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Allah'a emanet olun.

Kuran'a göre Müslümanın tarifi!

Bismillahirrahmanirrahim,

Allah'a hamd olsun, Allah'ın selamı peygamberinin üzerine olsun,

Sevgili kardeşlerim, şahsen çok fazla insanların içine çıkmasam da ara sıra bir şekilde toplumun içine karışıp, insanlar ile sohbet etme ihtiyacı hissediyorum. Toplu taşımada olsun, arkadaş gurubu içerisinde olsun benimsediğim ve ilgi duyduğum dini konuları konuşmayı seviyorum. Bu şekilde insanların ne şekilde dinden uzaklaştırıldığını ve hangi sapık görüşlere nasıl tabi olduklarını tespit etmek daha kolay oluyor.



Müslüman'ım diye geçinen insanlara şöyle bir bakıyorum da hiç bir emri tutmuyor, hiç bir yasaktan geri durmuyorlar. Birde Müslümanlar ki hiç sormayın. Nasıl oluyorsa hiçbir dini görevi yerine getirmeyen, yaptıkları hakkında zandan başka bir bilgisi bulunmayan insanlar topluluğu haline gelip üstüne birde İslam'ı hissede hissede yaşamış ecdada dil uzatan Müslüman olabiliyor?

Madem ki, Müslüman olmak için dil ile kelime-i şahadet getirmek yetiyor, kelime-i şehadet getirip her şeye kaldığı yerden devam ederek oluyor da hakiki Müslümanlar niçin dünya da bu kadar sıkıntı çekiyor?

Sadece kelime-i şehadet getiren Müslüman'dır. Ancak dediğinin ne anlama geldiğini bilerek söylediği sürece Müslüman'dır. Kelime-i şehadet getirmek, Allah'ın emrettiğini yapacağına ve yasaklarından kaçacağına söz verdiği anlamına gelir ki emirler (İslam'ın Şartları) ve yasaklar Kuran-i Kerim'de açık bir şekilde belirtilmiştir.

Biz bir tek Allah'a iman ettik. Allah'a iman eden bir Müslüman, Allah'ın buyruğundan zerre kadar dışarı çıkmaması gerektiğini en iyi bilendir.

Allah'a İslam olmayan Müslüman sayılmıyor arkadaş! İslam'ın kelime anlamı koşulsuz şartsız teslim olmaktır. Allah bir şey buyurduğu vakit bu da olur mu dememektir? Bir şey emrettiği zaman o emri en iyi şekilde yerine getirmektir. İslam'ın şartı ise 5'tir. İnanın kendimi İlkokul seviyesinde ki çocuklara konuşuyor gibi hissediyorum ama ben bir kere daha sayacağım.

  1. Kelime-i Şehadet getirmek,
  2. Namaz kılmak,
  3. Oruç tutmak,
  4. Zekat vermek,
  5. Hacca gitmek
Bu şartların hepsine zaten ileride tek tek değineceğim. Sonda ki iki şart Allah'ın verdiği nimet ve rızık ile ilgili olduğu için zengin olmayan Müslümanın yapması gerekmez. Zaten Allah'da İslam şartlarının neye göre olduğunu kitabında belirtmiştir. Örneğin, sağlığı elverişli olmayandan oruç da düşer. Ancak Namaz ve kelime-i şehadet deli olmayan her Müslüman için şarttır. Ölüm haricinde bu şartlar Müslümandan düşmez. Şartları yerine getiren İslam (Müslüman) olmuş olur.

Bir insan İslam olduktan sonra İman sahibi olup olmadığını ancak Allah (c.c) bilir. İslam olmayan bir insanın İmamsız olduğunu hem kul bilir hem Allah (c.c) bilir.

Din oyuncak değildir, kafanıza ve anne, babanıza göre dini çeviremezsiniz! İnsanlara Müslüman olup olmamaları konusunda Allah bir özgürlük vermiş. Eğer her gün 5 defa namaz kılmayacak isen Müslümanım deme! Eğer hayır, ben Müslümanım diyorsan o zaman namazı kıl! Bu açıkça Allah ve Müslümanlar ile alay etmektir.

Müslüman hem inanmak zorundadır, hem İslam olmak zorundadır. İman sahibi olup olmadığı da demin de dediğim gibi ancak Allah tarafından bilinir. İslam oldu ise hem kullar hemde Allah tarafından bilinir.

Allah (c.c) Kuran'da Müslümanın tarifini şöyle yapıyor;

  1. İbadetlere titizlik gösterir, namaz, oruç ve benzeri ibadetleri dikkatle yerine getirirler. (Bakara, 2/238; Enfal, 8/3; Müminun, 23/1-2)
  2. Çoğunluğa değil, Allah'ın verdiği kıstaslara uyarlar. (Enam, 6/116)
  3. Kur'an'a kuvvetle bağlıdırlar. Tüm hareketlerini Kur'an'a göre düzenlerler. Kur'an'a göre yanlış olduğunu gördükleri bir tavırdan hemen vazgeçerler. (Araf, 7/170; Maide, 5/49; Bakara, 2/121)
  4. Sadece Allah'ı ve müminleri dost ve sırdaş edinirler. (Maide, 5/55-56; Mücadele, 58/22)
  5. Akıl sahibidirler. Her an ibadet bilincinde olduklarından sürekli dikkatli ve uyanıktırlar. Devamlı olarak müminlerin ve dinin lehine akılcı hizmetler yaparlar. (Mümin, 40/54; Zümer, 39/18)
  6. Tüm güçleriyle Allah adına inkarcılara, özellikle inkarcıların önde gelenlerine karşı büyük bir fikri mücadele verirler. Hiç yılmadan ve gevşemeden mücadelelerini sürdürürler. (Enfal, 8/39; Hac, 22/78; Hucurat, 49/15; Tevbe, 9/12)
  7. Sürekli Allah'ı anarlar. Allah'ın her şeyi gören ve işiten olduğunu bilir, sürekli Allah'ın sonsuz kudretini hatırda tutarlar. (Al-i İmran, 3/191; Rad, 13/28; Nur, 24/37; A'raf, 7/205; Ankebut, 29/45)
  8. Müminler ancak Allah'a kulluk ederler. O'ndan başka zihinlerinde ilahlaştırdıkları hiçbir varlık yoktur. (Fatiha, 1/1-7; Nisa, 4/36)
  9. Allah'tan korkup-sakınırlar. Allah'ın yasakladığı veya rızasına aykırı olan bir şeyi yapmaktan çok çekinirler. (Al-i İmran, 3/102; Yasin, 36/11; Tegabün, 64/15-16; Zümer, 39/23)
  10. Yalnızca Allah'a güvenirler. (Bakara, 2/249; Tevbe, 9/25-26)
  11. Allah'tan başka hiç kimseden korkmazlar. (Ahzab, 33/39)
  12. Allah'a şükrederler. Bu nedenle ekonomik yönden darlıkta ya da bollukta olmaları onlara herhangi bir üzüntü ya da böbürlenme vermez. (Bakara, 2/172; İsra, 17/3; İbrahim, 14/7)
  13. Kesin bilgiyle iman etmişlerdir. Allah'ın rızasını kazanmaktan dönmek gibi bir düşünceye asla kapılmazlar. Her gün daha şevkli ve heyecanlı biçimde hizmetlerini sürdürürler. (Hucurat, 49/15; Bakara, 2/4)
  14. Allah karşısında acizliklerini bilirler. Mütevazidirler. (Ancak bu, insanlara karşı aciz görünmek ve ezik tavırlar sergilemek demek değildir.) (Bakara, 2/286; A'raf, 7/188)
  15. Her şeyin Allah'tan olduğunu bilirler. Bu nedenle hiçbir olay karşısında telaşa kapılmaz, her zaman serinkanlı ve tevekküllü davranırlar. (Tevbe, 9/51; Teğabün, 64/11; Yunus, 10/49; Hadid, 57/22)
  16. Ahirete yönelmişler, asıl hedef olarak ahireti belirlemişlerdir. Ancak dünya nimetlerinden de faydalanır, dünyada da cennet ortamının bir benzerini oluşturmaya çalışırlar. (Nisa, 4/74; Sad, 38/46; A'raf, 7/31-32)
  17. Hakkı söylemekten çekinmezler. İnsanlardan çekindiklerinden dolayı gerçeği açıklamaktan geri kalmazlar. İnkar edenlerin haklarında söylediklerine, alay ve saldırılarına aldırmazlar, kınayıcıların kınamasından korkmazlar. (Maide, 5/54, 67; A'raf, 7/2)
  18. Allah'ın dinini tebliğ etmek. Çeşitli biçimlerde insanları Allah'ın dinine davet ederler. (Nuh, 71/5-9)
  19. Baskıcı değillerdir. Merhametli ve yumuşak huyludurlar. (Nahl, 16/125; Tevbe, 9/128; Hud, 11/75)
  20. Öfkelerine kapılmazlar, hoşgörülü ve bağışlayıcıdırlar. (Al-i İmran, 3/134; A'raf, 7/199; Şura, 42/40-43)
  21. Güvenilir insanlardır. Son derece güçlü bir kişilik sergiler, etraflarına da güven telkin ederler. (Duhan, 44/17-18; Tekvir, 81/19-21; Maide, 5/12; Nahl, 16/120)
  22. Baskı ve zulüm görürler. (Şuara, 26/49, 167; Ankebut, 29/24; Yasin, 36/18; İbrahim, 14/6; Neml, 27/49, 56; Hud, 11/91)
  23. Zorluklara katlanırlar. (Ankebut, 29/2-3; Bakara, 2/156, 214; Al-i İmran, 3/142, 146, 195; Ahzap, 33/48; Muhammed, 47/31; Enam, 6/34)
  24. Zulümden ve öldürülmekten korkmazlar. (Tevbe, 9/111; Al-i İmran, 3/156-158, 169-171, 173; Şuara, 26/49-50; Saffat, 37/97-99; Nisa, 4/74)
  25. İnkarcıların saldırı ve tuzaklarıyla karşılaşır, alaya alınırlar. (Bakara, 2/14, 212)
  26. Allah'ın koruması altındadırlar. Aleyhlerinde kurulan tüm tuzaklar boşa çıkar. Allah, onları tüm iftira ve tuzaklara karşı koruyarak, onları üstün kılar. (Al-i İmran, 3/110-111, 120; İbrahim, 14/46; Enfal, 8/30; Nahl, 16/26; Yusuf, 12/34; Hac, 22/38; Maide, 5/42, 105; Nisa, 4/141)
  27. İnkarcılara karşı tedbirlidirler. (Nisa, 4/71, 102; Yusuf, 12/67)
  28. Şeytanı ve yandaşlarını düşman edinmişlerdir. (Fatır, 35/6; Zuhruf, 43/62; Mümtehine, 60/1; Nisa, 4/101; Maide, 5/82)
  29. Münafıklara karşı mücadele eder, münafık karakterlilerle birlikte olmazlar. (Tevbe, 9/83, 95, 123)
  30. İnkarcıların zorbalıklarına engel olurlar. (Ahzab, 33/60-62; Haşr, 59/6; Tevbe, 9/14-15, 52)
  31. Birbirlerine danışarak (istişare ile) hareket ederler. (Şura, 42/38)
  32. İman etmeyenlerin gösterişli yaşantısına özenmezler. (Kehf, 18/28; Tevbe, 9/55; Taha, 20/131)
  33. Zenginlik ve mevkiden etkilenmezler. (Hac, 22/41; Kasas, 28/79-80; Nahl, 16/123)
  34. Allah'a yakınlaşmak, örnek bir mümin olmak için gayret sarfederler. (Maide, 5/35; Fatır, 35/32; Vakıa, 56/10-14; Furkan, 25/74)
  35. Şeytanın etkisine girmezler. (A'raf, 7/201; Hicr, 15/39-42; Nahl, 16/98-99)
  36. Atalarına körü körüne uymazlar. Kur'an'a göre hareket ederler. (İbrahim, 14/10; Hud, 11/62, 109)
  37. İsraftan kaçınırlar. (Enam, 6/141; Furkan, 25/67)
  38. İffetli davranırlar ve Allah'ın istediği şekilde evlenirler. (Müminun, 23/5-6; Nur, 24/3, 26, 30; Bakara, 2/221; Maide, 5/5; Mümtehine, 60/10)
  39. Dinde aşırılığa kaçmazlar. (Bakara, 2/143; Nisa, 4/171)
  40. Fedakardırlar. (İnsan, 76/8; Al-i İmran, 3/92, 134; Tevbe, 9/92)
  41. Temizliğe dikkat ederler. (Bakara, 2/125, 168; Müddessir, 74/1-5)
  42. Müminlerin arkasından konuşmaz, kusurlarını araştırmazlar. (Hucurat, 49/12)
  43. Haset etmekten kaçınırlar. (Nisa, 4/128)
  44. Allah'tan bağışlanma dileyenlerdir. (Bakara, 2/286; Al-i İmran, 3/16-17, 147, 193; Haşr, 59/10; Nuh, 71/28)
Kuran-i Kerim'den bu ayetleri görünce de durmayıp, "Kuran'ı böyle yorumlamamak lazım" diyenlerinizi duyuyor gibiyim. Evet, ben sizin aksine Kuran'ı nefsim ile yorumlamaktan Allah'a sığınırım.
Bu makaleyi daha fazla uzatmamak adına ibadet özellikle de namaz hakkında ki ayetleri yazmadım. Namaz ve benzeri ibadetler konusunda farklı makaleler yazacağım. Göreceksiniz ki Allah namaz ve oruç gibi ibadetlere oldukça önem veriyor ve hatta şart koşuyor.
Şimdilik yazımı burada sonlandırıyorum. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere, Allah'a emanet olun.

Copyright © asakirullah.com - Hakkımızda - İletişim | Powered by Blogger

Tüm hakları saklıdır!